 |
Thursday, August 31, 2006

1993 - Anno Satanae (Demo) 1993 - Goat On Fire - Wolves From The Fog (Mcd) 1994 - Under The Moonspell 1995 - Wolfheart 1996 - Irreligious 1997 - Second Skin 1998 - Sin Pecado 1999 - Butterfly Effect 2001 - Darkness And Hope 2003 - Everything Invaded (MCD) 2003 - The Antidote 2006 - Memorial 2007 - Anno Satanae 2008 - Night Eternal (2008) Bonus : Mtv Unplugged
passwords : bunalti.com
Ülke : Portekiz Tür : Gothic Firma : Century Media Records Resmi Sitesi: http://www.moonspell.com Elemanlar : Vokal : Fernando Ribeiro Gitar : Ricardo Amorim Klavye : Pedro Paixao Bateri : Miguel Gaspar Bas Gitar : Aires Pereira Albümler 1994 - Under The Moonspell 1995 - Wolfheart 1996 - Irreligious 1997 - Sin Pecado 1999 - The Butterfly Effect 2001 - Darkness And Hope 2003 - Everything Invaded 2003 - The Antidote 2006 - Memorial
Moonspell Biyografisi: Moonspell'in temelleri 1989'da Fernando, Ares ve ismi Moonspell tarihi içinde pek bir şey ifade etmeyen iki kişi ile birlikte kurulan MORBID GOD'la atıldı. O sırada Fernando'nun davul çaldığı ve Ares'inde vokal yaptığı ARCHANGEL adında bir grupları daha vardı. Fakat müzik olarak çok farklı şeyler icra etmedikleri için Archangel kısa sürede dağıtıldı. Fernado'da Ares'de bütün enerjilerini Morbid God'da toplamak istiyordu.
Grup elemanları o sıralarda yaşadıkları küçük şehir Brandoa'da (ki hala yaşadıkları yer orası) kendilerine uygun çalışma ortamı yaratabilemek için fazlaca uğraştılar ve sonunda adına The Fever dedikleri bir kayıt yapöayı başardılar. Kayıdı birkaç ay sonra grubun gitaristi olacak Mantus 12 kanallı bir mikser kullanarak yaptı. Fakat Morbid God'dakiler ve Mantus kayıdı profesyonel bir çalışma olarak değerlendiremedikleri için asla piyasaya sümek istemediler. Grubun o dönemki felsefesi aceleci olmamak ama yinede çok çalışmaktan ibaretti. Fernando'ya göre bu felsefe Moonspell için halen devam etmekte.
Herşey daha yeni yeni yoluna koyulurken grubun davulcusu (Fernando artık vokallerde, Ares'de bass gitardaydı) ve gitaristi askere gitmek zorunda kaldı, grup ister istemez çalışmalarını yavaşlattı. Sessiz geçen bir yılın sonunda Morbid God gitaristleri ile ilişkilerini iyice yitirdi ve gitarları Mantus çalmaya başadı. Mantus'un gruba dahil olması ile birlikte Moonspell tarihinin ilk yayınlanmış kayıdı olan Sepent Angel için çalışmalara başlandı. Çok kısa bir süre sonra kayıt piyasadaydı.
Kayıt bir çok küçük firmanın ilgisini çekmeyı başardı ve Morbid God'a bir çok E.P. hatta Debut Albüm teklifi getirilmesini sağladı. Fakat Fernando ve arkadaşlarının acele etmeye iyetleri yoktu, beklemeye ve ellerinde olan herşeyi tekrar gözden geçirmeye karar verdiler. İlk iş olarak davulcu gruptan atıldı ve davuları halen Moonspell'de çalan Mike devraldı. Ardından ikinci gitarist olarak Nisroth alındı ve elbetteki 1992 ekiminde grubun ismi Morbid God yerine MOONSPELL oldu. Çalışmalara yeni kadrosu ile devam eden grup ilk demo için gerekli metaryeli br yıla yakın bir sürede toparladı. 1993'de ise Anno Satane demosu kaydedildi. "Goat on Fire", "Ancient Winter Goddes" ve "Wolves from the Fog" adlı üç parçadan olşan çalışma underground piyasada gayet iyi tepkiler çekti. Bu tepkiler sonucunda da Moonspell Fransız firma Adipocere ile anlaştı ve bu firmadan efsanevi E.P. Under The Moonspell çıktı (1994).
Ama Under The Moonspell E.p.si çıkmadan önce grubun halletmesi gereken kadro sorunları vardı. İlk olarak gruba Tanngrisnir lakaplı gitarst katıldı. Ardından bugün için Moonspell'in ikinci adamı dediğimiz ve Moonspell'in sound mimarı olan Pedro Paixao klavyeci olarak grupta yerini aldı (Nick olarak Passionis'i yada Neophytus'u kullanıyordu).
Under The Moonspell grubun ilk gerçek fanlarını kazandığı ve yavaş yavaş underground piyasasından sıyrıldığı çalışmadır (zira grup bu çalışma ile Century Media ile anlaştı). Şarkılar güneyli halkların okult, erotik ve karamsar yönlerinin Prortekiz ve Arap etnik müzikleri ile harmanlandığı kendine has bir black metal besteleriydi. Tenebrarums ve Opus Diabolicum gibi şarkılarla grup artık medyanın ve müzik severlerin ilgisini kazanmaya başlıyorlardı.
Grup bu sıralarda ilk sahne performanslarınada verdi. Portekizli grup Decayed'le paylaştıkları sahnelerin haricinde Cradle of Filt, Cannibal Corpse ve Anathema gibi grupların Lisbon konserlerinde alt grup olarak sahne aldı.
Tüm bu deneyimler sonucunda kısa sürede çok şey öğrenen grup ilk E.P.lerinin kendilerine sunduğu en büyük armağı geri tepmedi ve Century Media ile halen süren birlikteliğe ilk imza atıldı. Artık debut albüm vakti gelmişti ve grubun üzerindeki beklentiler çok fazla idi. Neyseki Moonspell bu beklentileri karşılamak konusunda kararlıydı ve Wolfheart için çalışmalara başlandı. Kimi fanlar için hala grubun en iyi çalışması olan Wolfheart o dönem yapılan black metal'e karşın oldukça Radikal ve güçlü bir albümdü. Karanlık olmak için illa çığlık çığlığa bağırmak ve grind ritimler atmak gerekmiyordu ve Moonspell bunu biliyordu. Toplam sekiz şarkılık albümde (digipack versiyonunda dokuz) hiçbir şarkı bir birine benzemiyor ve albüm her şarkıda dinleyiciye farklı bir duygu uyandırabiliyordu.Bu albüm Wolfshade ile başlayıp Alma Mater ile biten soluksuz bir seruvendi (digipack de Alma Mater'le bitmiyor).
Wolfheart grup için pek çok açıdan iyi bir başlangıç oldu. Kayıt için Almanya'ya giden grup o dönemin en populer studyosu olan woodhouse'da çalıştı ve kendilerine prodüktör olarak Waldemar Sorychta eşlik etti. Albüm çıktıktan hemen sonra Morbid Angel'in Domination turunda alt grup olan Moonspell (1995) bu turnenin hemen ardından da İngiltere headliner olarak üç konser verdi.
Morbid Angel Turu grup için o dönem başlarına gelen en iyi şey ve en büyük sorundu. Çünkü tam turne öncesinde iki gitarist'te gruptan ayrıldı. O günden sonra grup nihayi gitaristi Ricardo'ya kavuştu ve Moonspell bir daha gitarist sorunu yaşamadı. Tam tamına yedi haftayı bir karavanda geçiren grup elemanları, yemek yapmaktan araba sürmeye, promosyon çalışmalarından kaset-cd satımına kadar her işle kendileri ilgilendi. İlk defa Almanya Fransa ve İspanya gibi ülkelerde konser veren grup bazı şehirlerde Morbid Angel'dan daha fazla kaset satışı yapmayı başardı (çünkü o sırada Morbid albümü zaten herkeste vardı ). Artık Alma Mater, Vampiria ve Wolfshade insanların bildiği şarkılar olmuştu ve Wolfheart albümü tüm avrupada 50.000 satmıştı.
1995 ve 1996 yılları arsında birden bire büyüyen grup Morbid Angel turundan sonra kendi ülkelerinde birkaç konser verip tekrar turneye çıktı. Bu sefer Tiamat ile turlayan grup daha iyi koşullarda konserler vermeye başladı. Sonraki günlerde Kreator ve Testament gibi büyük gruplarında katıldığı bir festivalde 7000 kişinin karşısına çıkan grup bu konserdende iyi eleştiriler almayı başardı.
İkinci albüm için zaman gelmişken grup Almanyada ki Out of the Dark fesitvaline katılan grup Crematory, The Gathering ve Secret Discovery gibi gruplarla sahne aldı. Seyircilerin yeni bestlere tepkisini ölmek için playlist'e yeni şarkılarınıda ekleyen grup seyircilerin tepkilerinden oldukça memnun kaldı.
İkinci albüm için gene Waldemar Sorychta ile çalışan Moonspell çok daha olgun ve tarzı oturmuş bir çalışmaya imza atmayı planlıyordu. Irreligious'un temelleri bu şekilde atılmıştı. Wolfheart'e benzemeyen albüm ayrıca Moonspell'in geleceğine dair bir ipucu veriyordu "Bu grup asla kendini tekrar etmeyecekti". Elbetteki muhteşem bir ilk albümden sonra değişim eleştirileri grubun üzerinde toplamıştı. Bir kere wolfheart ve under the moonspell deki etnik yapı iyiden iyiye azalmıştı. Grup artık gothic metal denen türü yeniden icad etmekle meşguldu. Moonspell aldığı eleştirilere rağmen gene medyadan gayet iyi tepkiler alıp fanlarını oldukça memnun etmeyi başardı. Hatta Irreligious'la birlikte Moonspell hayranları ikiye bölündü, en güzel albümleri wolfheart diyenler ve en güzel albüm Irreligious diyenler (bu tartışma halen devam eder).
Albüm kayıtlarını bitirir bitirmez (1996) birkaç konsere çıkan grup albümün piyasaya sürülmeden önce ilk video klibini Opium'a çekti. O günlerde kendi konser kadrosunuda oluşturan grup artık sahnede de daha güçlü bir grup olmaya başlamıştı. Elbetteki güçlü bir sahne iyi bir turne gerektirir, grup sonraki günlerde Samael ile birlikte iki ay süren bir Avrupa turuna çıktı. Albüm ise bir çok avrupa ülkesinde en çok satanlar listesine girmeyi başarmıştı.
Grup için o dönemde başlarına gelen en güzel şey ise Gothic Rock'ın kraları Type O Negative ile avrupa turuna çıkmak oldu. Bu tur sayesinde bir çok yerde ve hep büyük sahnelerde konser veren grup sahne performansı konusunda kendisini geliştirdi. Artık Moonspell için hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.
1996 yılının sonlarına doğru tüm o yorucu ve muhteşem performanslardan sonra dinlenmeye çekilen Moonspell üçüncü albümleri için çalışmalara bir yandan devam etti.
Fakat Moonspell o günlerde en ciddi ayrılığı yaşadı ve gurubun kurucu üyelerinden olan ares gruptan ayrıldı. Bu ayrılık Moonspell'le ilgilenen herkezi sarstı çünkü ayrılık sıradan bir el sıkışması ve bir birine şans dilemekten ibaret olmadı. Frenando durumu açıklarken Ares'in grubu git gide kendisine aitmiş gibi gördüğünden bahsediyor. Bizim neredeyse Moonspell için hiçbir katkımız yokmuş gibi düşünüyor ve böyle davranıyordu diyor. Bu doğrultu da yollarımızı ayırdık ve el sıkıştık diyen Fernando, Ares'in sonraki tavırlarından hala çok rahatsız olduğunu kesinlikle saklamıyor. En büyük darbe kuşkusuz Ares'in Moonspell'in isim hakları ve Sin Pecado'daki besteleri için gruba dava açmasıydı. Bu dava sadece grubun morali bozmakla kalmadı Century Media ile olan ilişkileride tehlikeye attı.
Tüm bu zor günlerin göğüslemeyi başaran grup Sin/Pecado ile sevenlerinin karşısına çıkınca bir şok da Moonspell fanları yaşadı. Sin/Pecado kesinlikle muhteşem bir olmasına karşın (ki hem medya hem de fanlar bu albümü oldukça beyendi) black metal etkisi gittikçe azalmış, grup tam anlamıyla bir gothic rock grubuna dönüşmüştü. Neredeyse tüm albümde hiç brutal vokal yoktu ve bu birçok fan için ciddi bir hayal kırıklığıydı. Bazı fanlar ise sadece elektronik samplerlardan rahatsız olmuştu. Neyseki HandMadeGod, Abysmo, Let Children Cum To Me ve Hangmed gibi muhteşem şarkılar sayesinde albüm bir başyapıt olmayı başarıyordu. Fakat Moonspell black metal dönemlerinden kazandığı fanlarını kaybetmeye niyeti yoktu. İşte bu yüzden Moonspell kadroya yeni katılan Sergio ile birlikte Fernando'nun black metal projesi Deamonarch'ı hayata geçirdi.O dönemlerde konserlerde sık sık deamoarch'tan parçalar çalındı.
Albümün çıkışında sonra verdikleri ilk Lisbon konseri sayesinde tüm kötü anıları unutup tekrar hayata döndüklerini düşünen Moonspell elamanları ayrıca birde Güney Amerika turnesine çıkma fırsatı buldu. Brazilya, Arjantin, Kolombiya ve Meksida konserler veren grup Avrupa'ya döndükten sonra da Therion, Darkside ve Anathema gibi gruplarla konserlere çıkma fırsatı buldu.
1998de grup için yeni bir albüm için kolları sıvadı. Röportajlarda sürekli Sin/Pecado'ya göre daha sert bir sound'dan bahseden Moonspell tayfası hayranlarını gittikçe heycanlandırıyordu. Fakat grubun Butterfly Fx için amaçladıkları, fanların beklentilerinden oldukça farklıydı.
Nitekim değişim her zaman iyi etkiler oluşturmayabilir, değişimin kendisi iyi olsa bile. Moonspell artık bir gothic rock grubu olarak durmuyordu karşımızda!!! Evet sound çok güçlüydü, prodüksyon inanılmazdı ama bu insanların tanıdığı Moonspell değildi ve bu yüzden Butterfly Fx içinde barındırdığı Can't bee gibi şaheserlere rağmen fanları tarafından kabul görmedi. Albüm bir çok fan için kabul edilemeyecek kadar elektronikti ayrıca çok yoğun bir Remstain ve Marlin Manson etkisi hissediliyordu. Moonspell fanlarla arasını iyice bozmuştu. Album sonrası Amorphis ve In Flamesle birlikte Kuzey Amerika'yı turluyan grup her ne kadar birbirinden güzel ve başarılı şovler sergilesede kötü bir yıl geçiriyordu. Avrupada da Kreator Witchery ve Novembre ile turlayan grup tüm bu konserlerin sonunda bir çok yeni fan kazanmayı başardı ama hala kayıp çok fazlaydı. Artık onları geri kazanmak için bir şeyler yapılmalıydı…
2001 yılında Moonspell karanlık yönüne geri dönmeye karar verdi. Darkness and Hope ile tekrar raflarda yerini almayı planlayan grup hem kendi internet sitelerinde hem de röportajlarda köklere dönüşün sinyallerini veriyordu.
Kayıtları Finlandiyada ki Finnvox Studios'da yapılan Darkness and Hope ikinci bir Wolfheart ya da Irreligious olmaktan çok uzaktı ve aslında grup bunu yapmakta istemiyordu. Moonspell için önemli olan sürekli kendi yenilemek ve bir çok grubun yaptığı hataya düşüp kendini tekrar etmemekti. Darkness and Hope grubu geçmişe götürmekten çok gelecek için yeni bir yol çizen albümdü, Gothic Metal'in kuralları yeniden belirleniyordu. Albümün piyasaya çıkışının ardından Moonspell, bütün yılı Tiamat ve flowing Tears ile Avrupayı Turlayarak geçirdi. Sonrada Lacuna Coil ile kuzey Amerika turnesine çıktı. Moonspell tekrardan eski fanlarına kavuşmaya başlamıştı ve artık daha karanlık şeyler yapmanın zamanı gelmişti. 2003'ün başlarında grup yeni albümleri The Antidote için çalışmaya başladıklarını duyurdu.
The Antidote, Sin/Pecado'dan sonra en merakla beklenen Moonspell albümü oldu, çünkü grubun nasıl bir ürün vereceğini geçmişinden anlamak oldukça güçtü. Moonspell hayranlarının merak ilk single In An Above Man piyasaya çıkınca bir nebze azaldı ve herkez rahatladı. Karşımızda oldukça sert bir Moonspell vardı.
The Antidote'un en büyük kozu ise ön prodüksyon aşamasında grubun Waldemar Sorychta'dan yardım alması ve Ricardo'nun klavyelerin yanı sıra ikinci gitara el atması oldu (Grubun ikinci bir gitara Wolfheat'tan beri ihtiyacı vardı). Kayıtları Darkness and Hope'da kaydettikleri Finnvox Studios'da yapan grup tüm bu süre zarfı içerisinde birde Portekiz yapımı bir korku filmine soundtrack yaptı. Tarih 2003'un sonlarına gelirkende albüm dinleyicilerin beyenisine sunuldu…
Evet oldukça karanlık ve sert bir Moonspell'le karşı karşıyaydık öyleki Moonspell ilk defa içinde nerdeyse hiç clean vokal olmayan bir parça yapmıştı, üsteklik bu bir köklere dönüşde değildi, yani Moonspell hala kendini tekrar etmeden fanlarına ulaşabiliyor ve iyi müzik yapabiliyordu, hatta bazı küçük süprizler bile.
The Antidote üzerinde müzkal olarak çalışıldığı kadar edebi olarakda çalışılmış bir albümdü. Grup bu albüm için José Luís Peixoto adlı genç bir yazarla çalıştı ve Fernandonun yazdığı her şarkı sözü için bir de kısa hikaye yazıldı. Albümün Portekizde kitapla satılırken diğer ülkelerde kitap multimedia olarak cdye dahil oldu. The Antidote'dan sonra Cradle of Filth, Type O Negative, Opeth, Posion Black ve Lacuna Coil gibi gruplarla bir çok ülkede konserler veren grup 16 Şubat 2004'de ülkemizide ziyaret edip Türk hayranlarının kalbindeki yerini sağlamlaştıran Portekizli grup şu sıralar bir DVD hazırlamakla meşgul…
Moonspell - Memorial Albümü Kritiği Portekiz'li karanlık grup MOONSPELL yeni albümü Memorial ile gene ortalığın tozunu attırmaya hazırlanıyor! Promosunu dün geceden beri kesintisiz dinlemekteyim ve bu yazının hemen başında belirtmeliyim ki grup son yılların en başarılı soundlu albümü ile dinleyicisini fethedicek..
2001 çıkışlı "Darkness & Hope" ve 1999 çıkışlı gayet de deneysel ve tutarsız bir albüm olan "The Butterfly Effect" faciaları ile şahsen gözümde vasat bir grup olan Moonspell, The Antidote ile durumu kısmen kotarmıştı. Açıkcası bu adamlardan böyle Memorial gibi bir albüm beklemiyordum. Albümdeki ilk şarkılar gaddar ve sert gibi gözükse de ilerleyen dakikalarda grubun aslında pek de cizgisinin dışına cıkmadığını görüyoruz.
Grup iki sefer ülkemizde başarılı konserler de vermişti eminim pek cok okuyucu grubun elemanlarını bilmekte ama bilmeyen genc okurlar icin yazalım:
*Fernando Ribeiro - Vokal *Ricardo Amorim - Gitar *Pedro Paixão - Keyboard,gitar *Mike Gaspar - Davul *Aires Pereira - Bass Gitar
Memorial promo cdsindeki parcalar ise:
*In Memoriam *Finisterra *Memento Mori *Sons of Earth *Blood Tells *Upon the Blood of Men *At the Image of Pain *Sanguine *Proliferation *Once It Was Ours! *Mare Nostrum *Luna *Best Forgotten
Albüm "In Memoriam" introsu ile başlıyor, bu girişdeki yaratılan atmosfer kanımca cok yanıltıcı. Ben sacma sapan melankolik bir müzik beklerken "Finisterra" parcası gaddar şekilde sizi de şok edebilir. Fernando kişisi son senelerdeki en sert en tavizsiz vokallerini bu albümde resmen döşemiş. "Memento Mori" ise Moonspell'in belki de tüm diğer parçalarından farklı bir cizgiye sahip tek şarkısı bu albümdeki. Bu türdeki calışmaları benimsemiş klavye üstüne kurulu mistik gotik vs şarkıları sevenler eminim cok sevecektir. "Sons of Earth" akustik gitarlar ile başlayan ve öyle de biten bir enstrümantal bir geçiş parçası. Zaten albüm hep böyle bir atmosfer kurulmak üzere yapılmış bunun pek gereği yoktu kanımca..
"Blood Tells" benzerine cok rastlanan bir Moonspell parçası, önceki albümlerde de vardı böyle calısmaları. İlginc olan ise bu parcaları evde böyle dinlerken pek haz vermeyebiliyor ancak konser ortamında herifler sahnedeyken cok gaz olabiliyor şarkı bu acıdan acımasız eleştiri kapısına çıkacak bişey yazmaktan itina ile kaçmaktayım. "Proliferation" ve de "Mare Nostrum" tamamıyla akustik gitarlar, klavye ve örnek sesler üstüne kurulmuş parçalar, bir nevi etüd gibi. Benzerlerini pek cok Samael parcasında veya gothic - doom gruplarında duymuş olmanız pekala mümkün. Sanırım bunlar albümün süresini uzatmak ile mükkellef hadiseler.
"Luna" ise bu albümdeki en ağır aksak en ağır tansiyonlu şarkı, yetmezmiş gibi hatun vokaller var parçanın nakaratında bu da eminim pek cok doom metal dinleyicisi tarafından cok sevilecektir.. "Best Forgotten" 14 küsür dakika süren hani icinde bir de sonlara doğru gizli şarkı barındırması ile meşhur şarkılardan. Son senelerde gruplar böyle süprizler yapmayı cok seviyorlar.. Albümdeki sound cok güzel, özellikle davul ve gitar tonları muhteşem. Eski Moonspell albümlerindeki doğallık ve akıcılık elbette yok bu da gelişen ses teknolojisinin bizden yani dinleyiciden mahrum ettiği ve artık alıştığımız götürüsü..
Posted at 04:02 am by paladine
Permalink
Sunday, August 13, 2006

1990 - Of Darkness 1991 - Beyond Sanctorum 1994 - Symphony Masses - Ho Drakon Ho Megas 1995 - Lepaca Kliffoth 1997 - Arab Zaraq Lucid Dreaming 1997 - Theli 1998 - Vovin 1999 - Crowning Of Atlantis 2000 - Deggial 2001 - Secret Of The Runes 2004 - Lemuria 2004 - Sirius B 2007 - Gothic Kabbalah
Passwords : bunalti.com
Therion Biyografisi:
Kuruluşu 1990'ın da ötesinde olan Therion'un tarzı gerçekten oldukça özel... Metalin içindeki seslerden daha benzersiz ve daha özgün sesleri yaratmaya çalışan bu İsveçli grup, senfonik öğeleri, opera tadındaki vokalleri ve Orta Çağ'a özgü koroların mükemmel uyumunu kullanarak klasik metal ve gotik kavramlarını birlikte işleyerek ortaya büyüleyici bir tarz çıkarıyor.
15 yıldır art arda çıkan albümlerdeki klasik etkiler ve korolar, Johnsson'un karizmatik vokallerinden sonra yeni bir ticari marka haline geldi. Grup, ilk başlarda daha çok black ve death metale yönelik albümler çıkardı. 1990'da "Time Shall Tell", 91'de "Of Darkness", 92'de "Beyond Sonctorum" ve 93'te "Symphony Masses : Ho Drakon Ho Megas", bu tarzla raflardaki yerini almıştı. 1994'de kısa bir molanın ardından tekrar iş başına dönen grup, bir yıl sonra iki albümle hayranlarının karşısına çıktı. "Beauty In Black" ve "Lepaca Kliffoth"... 1996'da çıkan albüm ise "Siren of the Woods" adını taşıyordu. Peşpeşe kaydedilen etkileyici çalışmalarla müzik piyasasında önemli bir yer edinen topluluk, aralıksız çalışmaya devam ederek 1996'nın ortalarında bir albümü daha diskografisine ekledi: "Theli"... Bu albümde grup, klasik müzikle metali birleştirdi. Bu özgün çalışmanın ardından Christofer ve grubu, aynı tarzı sürdürme konusuna odaklantı. Bundan sonraki albümler daha senfonik olacaktı.
1997'de "A'arab Zaraq Lucid Dreaming" piyasaya sürüldü. Grup bu albümden "Bizim 10. yıldönümü albümümüz" diye söz etti. Kendilerini senfonik öğelere o kadar kaptırmışlardı ki bundan sonraki albümler tamamıyla senfonik black ve gotik metal türünde olucaktı...
1998'in sonlarına doğru "Vovin" çıktı. Bu albümde kullanılan soprano vokaller, Orta Çağ'ın klasik müziği ve operasını eşsiz bir çekicilikle simgeliyordu. Öne çıkan parçalar arasında "The Rise Of Sodom And Gomorrah", "Eye Of Shiva" ve "Clavicula Nox" sayılabilir.
Bir yıl sonra sunulan "Crowning of Atlantis" albümünde de yine önceki gibi opera görkemi kullanılmış, etkili bayan ve erkek vokaller, tarzın başarıyla sürdürülmesinde önemli rol oynamışlardı. 2000'de "Deggial" çıktı... Black metalle klasik opera öğelerinin eritmesiyle ortaya çıkan tarz, bu albümle tam etkisini gösterdi. "Theli"de yakalanan hava, gruba bambaşka bir özellik katmış, bu türün devamlılığı kaçınılmaz olmuştu.. Grup elemanlarından biri, bazı parçaları için "Metallica'nın gitarını, Richard Wagner'in operasını düşünün.. İşte bu bizim karışımımız!" demişti... "Sphinx's Seven Secret" ve albümle aynı adı taşıyan "Deggial"in ön planda olduğu çalışmayı 2001 çıkışlı "Secret of The Runes" izledi. Bu kez eski Kuzey Avrupa gelenekleri temel alınmıştı. Dokuz dünyayı anlatan bir ağacın temelini oluşturduğu felsefe, albümde her şarkının bir ağacı ve birdünyayı simgelemesiyle canlandırılmıştı.
Therion, bir yıl sonra "Live in Midgard" ile yeniden müzikseverlerin karşısına çıktı. En sevilen parçaların bir arada olduğu iki cdlik albüm, Therion hayranlarının arşivinde bulunması gereken önemli bir seçki.
Kaynak : İnternet
http://www.duman6.net/biyo104/therion/
Posted at 11:45 am by paladine
Permalink
Friday, August 11, 2006
Lake Of Tears Discography
1994 - Greater Art 1995 - Head Stones 1997 - A Crimson Cosmos 1999 - Forever Autumn 2002 - The Neonai 2004 - Black Brick Road 2007 - Moons And Mushrooms
passwords : bunalti.com
Lake Of Tears" mayıs 1992'de, "isveç'in boras" kentinde, "carnal eruption" ve "forsaken grief" isimli iki death metal grubundan 4 elamanın bir araya gelmesiyle kuruldu. '93 baharının sonlarına doğru ilk demoları "demo 1' 93"ü kaydettiler. bu demo "black mark production" isimle firmanın dikkatini çekti ve grupla 5 albümlük bir anlaşma imzalandı.
ilk albümleri "greater art" 2 haftalık bir süreçte aralık '93'te, stockholm'de bulunan "sunlight studio"da kaydedildi.Mart '95'te grup yeniden stüdyoya girdi.bu sefer 2. albümleri olan "headstones"u, isveç'in "ljusne" kentindeki "wavestation"
stüdyolarında kaydettiler.4 haftalık çalışmada büyük prodüktör "ulf petersson" ile grup ileriye doğru adeta dev bir adım attı. "headstones" albümü oldukça iyi tepkiler aldı.
1995 ve 1996'da grup, birkaç avrupa ülkesini kapsayan mini bir turneye çıktı. "vader, tiamat, crematory, savatage ve the gathering" gruba bu turnede eşlik eden önemli isimlerdi. '96 yazında grup gitarist "jonas eriksson" ile yollarını ayırdı.
3. albümleri "a crimson cosmos" '97 ocağında "soundtrade" stüdyolarında yine stockholm'de kaydedildi.bu albüm grubun müzik bazında artık olgunlaştığının ve hakimiyetin kazanıldığının belgesiydi. nitekim albüm basın tarafından da takdir gördü. Almanya'nın "rock hard" dergisinde ayın albümü seçildi.
"A crimson cosmos"un kaydından sonra gruba yeni gitarist "ulrik lindblom" katıldı.albümün yayınlanmasından sonra "theatre of tragedy ve heavenwood" ile 3 ayrı turne düzenlendi.bu turnelerin son ayağında gitarist "ulrik" ailevi sebeplerden dolayı gruptan ayrılmak zorunda kaldı. Haziran '99'da (almanya) 4. albümleri "forever autumn"u kaydettiler. bu çalışmada "Lake Of Tears" daha akustik ve daha slow,depresif öğeler kullandı.ayrıca bu albümde ek enstrüman olarak keyboardda kullanıldı. Nisan 2002'de "Lake Of Tears" "ulf wahnberg"in prodüktörlüğünde "neonai" albümü ile piyasaya geri döndü.bu albümde bayan vokal olarak "jenny tebler" gruba eşlik etti.
2004 yılında ise son albümleri "black brick road"u isveç'te bulunan "studio mega"da kaydettiler.bu albümde grup adeta "forever autumn" günlerine geri dönüş yaptı. albüm oldukça modern fakat eski günleri anımsatacak bir sounda sahip.
Sonuç itibariyle Lake Of Tears gothic/doom metal severlerin gözdelerindendir. gothic/doom metal tarihinin en sağlam 5 albümünün arasında kesinlike yer alabilecek "forever autumn" grubun en iyi albümüdür. her harddiske lazım şarkıları meselesine gelince, tek tek şarkı vermeden, dinlememiş olan herkese "forever autumn" albümünün tamamını önerebilirim. albümü alana bir rulo tuvalet kağıdı da benden. kendinizi melodilerin ve gözyaşlarının kollarına bırakın.
Albümleri: 1994, greater art 1995, headstones 1997, a crimson cosmos 1999, forever autumn 2002, the neonai 2004, black brick road vocals, guitars: daniel brennare bass: mikael larsson drums: johan oudhuis keyboard: dan helgeson
Posted at 07:44 pm by paladine
Permalink
Wednesday, August 09, 2006
1995 - Eternal Glory[Demo] 1997 - Legendary Tales 1998 - Emerald Sword[Ep] 1998 - Symphony of Enchanted Lands 2000 - Dawn of Victory 2000 - Holy Thunder Force[Single] 2001 - Rain of a Thousand Flames[Ep] 2002 - Power of the Dragonflame 2004 - The Dark Secret[EP] 2004 - Symphony of Enchanted Lands II: The Dark Secret 2006 - Triumph or Agony
passwords : bunalti.com
Sırlarla dolu hayal dünyasına yapılan; heyecanlı, fantastik yolculuk artık üçüncü aşamasında: "Dawn of Victory" ile İtalyan, epik, senfonik metal grubu Rhapsody, "Legendary Tales" ve "Symphony Of Enchanted Lands" ile başladığı artık adının Dream Theater, Gamma Ray gibi gruplarla anıldığı başarılı yolculuğunu sürdürüyor. Albüm, artık tescillenmiş Rhapsody müziği ile yeni tarzların akıllıca bir kompozisyonu olarak karşımızda. Fabio Lione (vokal), Luca Turilli (gitar), Alex Staropoli (klavye), Alessandro Lotta (bas gitar) ve yeni eleman Alex Holzwarth (bateri)'tan oluşan grup Stratovarius ile çıktığı Avrupa turnesinde hayranlarına ve basına, daha agresif, daha duygulu ve daha güçlü olduğunu gösterdi.
Single olarak da çıkarılan "Holy Thunderforce" parçası, sürükleyen, sert ritmleri ve epik sololarıyla grubun neyi yaşatmak istediğine güzel bir örnek aslında.. Grubun solisti Fabio Lione "Dawn of Victory" albümüne yine sesiyle damgasını vuruyor, Luca ise müthiş gitar sololarıyla herkese yeteneğini gösteriyordu. Albümde dikkat çeken diğer parçalar ise epik "The Mighty Ride of The Firelord", eşsiz bir enstrümantal "Trolls In The Dark" ve "The Village of Dwarves" ile grup dinleyenleri ortaçağ atmosferinin içerisine çekiyordu.
"Dawn of Victory" hem i Gate-Studios hem de Pathway Studios'ta Sacha Paeth ve Miro tarafondan kaydedildi.. Grubun bu iki isimle birlikteliği üç sene öncesine dayanıyordu. Paeth, Heavens Gate grubunun gitaristi olarak bilinirken, Miro da ününü Gamma Ray, Angra ve Kamelot gruplarına yaptığı muhteşem prodüksiyonlarla yükseltmişti.. Albümde Helmstedter Oda Korosu da desteğini esirgememişti..
Dawn Of Victory ile beraber Rhapsody, ilk iki albümünün başarısını yakalamış hatta geçmişti.. 1997'deki çıkış albümleri "Legendary Tales" metal camiasında sansasyon yaratmıştı..Onu takip eden "Symphony Of Enchanted Lands" 250.000 satarak grubu birçok ülkede listelere sokmayı başarmıştı.. Grup hala müziklerini yeni fikirler ve denemelerle geliştirmeye çalışıyor..
Posted at 02:59 am by paladine
Permalink
Monday, August 07, 2006
Hollandalı Arjen Anthony Lucassen tarafından kurulan çok başarılı progressive yapan bir grup.Genelde Rock Opera tadında yaptıkları albümlerinde birçok değişik kişi grupla beraber çalmış.Bunların içinde Tiamat'ın solisti John Edmund , Iron Maiden'dan Bruce Dickinson'ı katabiliriz.
Müziklerine bazen kattıkları Elektronik değişik bir hava veriyor.Bir albüm içerisinde blues, jazz , metal , rock gibi değişik enstanteneler yakalayabiliyorsunuz.Yapt ıkları müzik mükemmele yakınken Arjen Anthony Lucassen söz yazarlığında aşmış bir başarı gösteriyor.
Geçen akşam Into The Electric Castle'ı dinledik.Bütün albumu ekledim playliste ve dinlerken sözlerinide okudum.Bittiği zaman sanki bir film izlemiş gibiydim.Ilk şarkının sözlerini okumaya başladığınız zaman sizi kendi içerisine alıyor ve mutlaka dinlettiriyor.Şarkıları tek tek dinlerseniz mutlaka seversiniz ama Albumu sırasına göre dinleyip lyriclerini de okursanız mutlaka uçup gidersiniz.
http://www.arjenlucassen.com
Bu siteden Ayreon'un kurucusu Arjen hakkında ve ayreon hakkında gerekli bilgiyi alabilirsiniz.Kendisinin birkaç başka projesi daha var hepsini bir sayfa altında toplamış.
Yaptiklari müzik tarzı biraz karışık. Herşey var diyebilirim. proggresive metal rock , zaman zaman blues , doom black metal o yüzden kaliteli müzik seven insanlarin kolaylikla dinleyip alişabilecegine inaniyorum. Grubun her albümde çalıştığı tipler de çok iyi . Örneğin son albüm human equationda Tiamat'in vokalisti Johan Edlund var ee biraz da timat tarzi müzik var Bruce Dickinson , lana lane gözüme ilişen diğer isimler ama liste bir hayli uzun . Ayrica Arjen Lucassen 'in Ayreon harici yer almış olduğu gruplar şöyle :
1994 - alex bollard - pink floyd songbook 1995 - ian parry - thru the looking glass 1996 - strange hobby - strange hobby 1996 - biscuit - between you and me 1997 - veralin - opposites 1998 - helloise - a time and place for everything 1999 - block busters - powder to the people 1999 - ian parry - consortium project 1999 - peter daltrey - candy 1999 - rocket scientists - oblivion days 2000 - ian parry - shadowman 2000 - glass hammer - chronometree 2000 - lana lane - secrets of astrology 2000 - erik norlander - into the sunset 2000 - within temptation - mother earth 2002 - after forever - emphasis (single) 2002 - nolan and wakeman - the hound of the baskervilles 2002 - wicked sensation - reflected 2003 - lana lane / erik norlander - tour 2003 souvenir cd 2003 - nightingale - alive again 2003 - ars nova - biogenesis 2003 - space mirrors - the darker side of art 2003 - gary hughes - once and future king - part 1
Anlayacaginiz üzere Arjen Lucassen tam bir müzik adami . Birçok enstrüman çalıyor , pentagram hayrani oldugunuda söylemeden geçemiycem.
Not : Albümlerdeki hatun vokallerde genelde The Gathering'den Annake yada Within Temptation da ki hatun var
Posted at 03:29 am by paladine
Permalink
Saturday, August 05, 2006
Beseech - ...From A Bleeding Heart[1998]
Beseech - Black Emotions[2000]
Beseech - Souls Highway[2002]
Beseech - Drama[2004]
Beseech - Sunless Days[2005]
Male Vocals: Erik Molarin Female Vocals: Lotta Hoglin Drums: Jonas Strömberg Guitar/Vocals: Klas Böhlin Guitar/Programming: Robert Spånglund Bass: Daniel Elofsson Keyboard: Mikael Back Albümleri: 1998, From A Bleeding Heart 2000, Black Emotions 2002, Souls Highway 2004, Drama 2005, Sunless Days
Beseech 1992'nin kasımında kendi evleri olan İsveç'teki Borås kentinde Jörgen Sjöberg vokalde olmak üzere Andreas Wilk(Bass),Robert Spånglund(Gitar),Klas Bohlin(Gitar) ve Morgan Gredåker(davul) ile kuruldu.1994'te Shiver Records(Belçika)'dan "Sometimes Death Is Better"adlı bir cd çıkardılar.
Grup 1996'ta yapımcı Christian Silver'la birlikte "...from the bleeding heart"ı kaydetmek için stüdyoya girdi.Ne yazık ki bağlı oldukları şirket We Bite/Corrosion Records ekonomik sorunlarından dolayı albümü çıkaramadı.Bu yüzden yayımcıları Anders Mörén(Misty Music) bu şirketle ilişkilerini bitirmekte yardım etti ve başka bir şirket aramaya başladı.Kısa bir süre sonra Metal Blade Records'la anlaştılar.
1998'in nisan ayında "...from the bleeding heart" Metal Blade etiketiyle tüm dünyada piyasaya sürüldü.Albümü yaparken ciddi bir uzlaşma sorunu yaşandığı için Klas, Robert Spånglund,Mikael Back ve Jörgen Sjöber diğer üyeler olmadan devam etmeye karar verdiler.Kısa bir süre sonra Jonas Strömberg(davul) ve Daniel Elofsson(bass) gruba katıldı.Böylece Beseech aynı görüşlerle birlikte yoğun çalışan bir takım haline geldi.Bundan sonra grup ve Metal Blade yollarını ayırmaya karar verdi.
Grup bir süre şirketlerle görüştü ve Pavement Music'le anlaştı.1999'un sonunda Beseech "Black Emotions"ı kaydetmeye başladı ve uzun bir kayıttan sonra 2000'in başında albümün kaydı bitti.Bu albüm grubu ciddi anlamda olgunlaştırdı,bu sefer başka enstrumanlarla da çalışma imkanı buldular,sound daha yeniydi ve gotik metalin modern şekliydi.
2000'in temmuzunda "Black Emotions" çıktı ve basınla birlikte tüm dünya genelindeki tepkiler de iyiydi.Grup ayrıca 2002'in ortalarında Kanadalı film şirketi Brimstone Productions tarafından piyasaya sürülen Alien Agenda 5-Alien Conspirecy adlı gerilim filmi için,soundtrack olarak 3 şarkı((Manmade dreams, Neon Ocean,Lunar Eclipse) hazırladı. Sıkı bir çalışmayla grup 2001'de Theatre of Tragedy ve Lacuna Coil ile birlikte ocaktan şubata kadar olan büyük bir avrupa turuna çıktı.Bu turda iyi tepkiler kazanmakla birlikte yeni fanlar da Beseech'i keşfetmiş oldu.Turdan kısa bir süre sonra Jörgen Sjöberg(vokal) gruptan ayrıldı.Fakat çok geçmeden Erik Molarin gruba katıldı ve şarkılara Lotta'nın güzel sesiyle birlikte yeni bir boyut getirdi.Pavement Music'in desteği kesmesiyle birlikte grup yine şirket aramaya başladı ve grup için yeni bir çağ başladı.
3 yeni şarkı kaydettikten sonra,grup kendileriyle çalışabilcek bir şirket aramaya başladı.Ve 2002'in başında Napalm Records'la anlaştılar.Aynı zamanda üçüncü albümleri olan "Souls Highway"in kaydı için stüdyoya girdiler.Bu albüm grubu ciddi anlamda büyük bir kitleye ulaştırdı.Fakat grup yine sorunlarla karşılaştı ve grubun sözyazarı ve gitaristli olan Klan Böhlin kişisel nedenlerinden dolayı gruptan ayrıldı.
2003'ün yazında dördüncü albümleri olan "Drama" için grup tekrar stüdyoya girdi.İki ay boyunca yapımcı Christian "Bullen" Silver'la birlikte zevkli bir kayıt dönemi geçirdiler.Albüm 2004'ün şubatında çıktı. Grup 2004'ün yoğun festival dönemini sadece bir gitaristle geçirmek zorunda kaldı ve daha sonra Manne Engström(Fatal Embrace, Sundown, Cemetery) gruba dahil oldu.
Ve 5 Eylül 2005'te hepimizinde bildiği gibi "Sunless Days" piyasaya sürüldü.Grup albümdeki Innerlane adlı parçaya klip çekti.Bu şarkı grubun deneysel ve yenilikçi soundunu resmediyor ve Beseech'i ön plana taşıyor.
Aslında Beseech'i bir kaç şarkısı dışında pek dinlememiştim ta ki bu biyografiyi yapana kadar....from the bleeding heart" albümlerindeki bütün şakıları çok beğendim,Black Emotions'ta Manmade Dreams ve Black Emotions gerçekten çok güzel şarkılar.Diğer albümlerde ise Between the Lines,Come on in,Last obsessions dinlenebilcek şarkılar.Yalnız hiçbiri ilk albümün yerini tutmuyor bence.
Posted at 11:24 pm by paladine
Permalink
Friday, August 04, 2006

1994 - Wish I Could Dream It Again part I / part II 1996 - Arte Novecento 1999 - Classica 2001 - Novembrine Waltz part I / part II 2002 - Dreams D’Azur 2006 - Materia 2007 - The Blue 1 / 2
gitar,vokal: carmelo orlando [1990-] bass: demian cristiani [2001-] davul: giuseppe orlando [1990-]
Grup Hakkında
Roma'lı Novembre, hem death hem atmosferik metal kullanarak sağlam bir izlenim yaratabilmiş bir grup.Grubun adı, daha kuruluşundan itibaren underground camiasında, ardından da dünya çapında duyulmaya başlandı. İki kardeş, Carmelo Orlando (gitar-vokal) ve Giussepe Orlando (Bateri) "Catacomb" grubunu oluşturduklarında 1990 Eylülüydü. Yaklaşık bir yıl sonra, Kasım 1991'de ilk demolarını çıkardılar: "Unreal". Bu demo düşük ses kalitesine rağmen hızlı bir şekilde death metal severlerin dikkatini çekti. (Sacra Sindore şirketi tarafından piyasaya sürülen) The 7" EP The Return Of The Ark 1993'ün başlarında çıktı ve melankoli-gotik-doom'un alışılmadık karışımı sayesinde çok daha geniş ve dünya çapında bir ses getirdi. Önceki ismi artık grubun hızlı ve durmadan gelişen sesini hisettirmediğini düşündükleri için kısa bir süre sonra grup adını "Novembre" olarak değiştirdi.
Artık her şey mükemmel gidiyordu ve tam bu zamanlarda grup "Polyphemus" şirketiyle anlaştı. 1994'ün sonbaharında grup Dan Swano's Unisound stüdyolarında en çok ses getiren albümlerini, "Wish I Could Dream It Again"in kaydını yaptı. Bu tarih, Novembre'nin yarattığı ve ilk kez kullandığı yeni yeni gelişen atmosferik tarzın diğer öncü gruplarının da bu tarzdaki ilk albümlerini azırladıkları zamanlar sayılırdı.
Sıkı bir çalışmayla dolu iki yıl sonra Novembre, grubun daha da karanlık bir tarza doğru geliştiğini gösteren ikinci albümlerini çıkardı: "Arte Novecento". 1997 ilkbaharında Massilimo Pagliuso (gitar) gruba ikinci gitarist olarak katıldı ve Century Media Plak Şirketi'yle çalışmak için imza attıklarından hemen sonra 1998 Nisan'ında da Alessandro Niola (bas) Novembre'yle çalışmaya başladı.
Hararetli çalışmalarından aylar sonra üçüncü albümleri "Classica" 1999 yazında Roma'da, The Other Südyolarında kaydedilmiş ve Andy LaRocque'nun Götheburg'daki ünlü Angered Stüdyolarında düzenlemiş oldu.
Classica albümlerini Ocak 2000'de Moonspell, Kreator ve Witchery ile birlikte çıktıkları Avrupa turnesinde tanıttılar ve "Leipzig's Wave Gotik Treffen Festival" adlı büyük bir organizasyona davet edildiler. Aslında Classica'nın ardından gelecek yeni albüm için 2001'in başları belirlenmişti ama davulcu Guissepe'nin sırtından olmak zorunda olduğu ameliyatı yüzünden bu tarih 2001'in Ekim'ine kadar sarktı. "Novembrine Waltz" isimli yeni albümlerini doldurmak için yine The Outer Sound Stüdyolarına girdiler. Albümü (Tristania, Sins of Thy Beloved ve Morgul'un da prodüktörü) Terje Refsnes'le beraber düzenlediler. 2001'in Kasım ve Aralık'ı boyunca dostları Opeth ve Katatonia ile beraber albümlerini bir Avrupa turnesinde tanıttılar.
Her şey süper ilerlerken, Novembre geçmişe ufak bir yolculuk yapmak istedi: "Wish I Could Dream It Again". Piyasada az bulunan bu albüm bu sefer aşırı bir biçimde hızlı ve çok sattı. İlk albümü ellerinde bulunmayan "Novembre" severler böylelikle bu albüme de sahip oldu. Bu gelişmelerden sonra Novembre "Wish I Could Dream It Again" parçalarını tekrar kaydetmek istedi. Tekrar Outer Sound Studyolarına girdiler ve ilk parçalarını, sahip oldukları yeni ses-kültürüyle ve daha kaliteli tonlarla tekrar seslendirdiler. Bu albümü mükemmel kılan bir şey de grubun kurucu elemanı Thomas Negrini'nin klavyede ve Antonio Poletti'nin gitarda olmasıydı. Bunun yanında bascı Fabio Fraschini de tek albümlük olsa da grupta yer aldı. Progressive death metalin sert gitar tonları ve melankolik gotik rock'ın mükemmel karışımı, albümün yeni ismi "Dreams d'azur" olmuştu.....
Novembre - Materia ( eksisozlukten alinti ) novembre'nin klasik tarzından hiç uzaklaşmadan emek emek hazırladığı huzurlu albüm.ilk promo aquamarine'den ve duran duran cover'ından anlaşılacağı gibi de arte novecento ve novembrine waltz arasında bir albüm, ancak scream vokallerin oldukça az kullandığı bir albüm olmasından ötürü classica ve novembrine waltz etkisi vermekten uzak ,bunlara ek olarak albümdeki bütün parçalar bir durgunlaşma kısmıyla ikiye bölünmüş olduğu için düzenlemelerde birbirine benzerlikler kulağa çarpıyor, ayrıca yeni şirketten daha çok kulağa hitab edecek gibi görünüyor.neticede çok güzel bir albüm hazırlamış novembre...
Posted at 11:43 pm by paladine
Permalink
Saturday, July 29, 2006
 2002 - Get Heavy 2004 - The Monsterican Dream Part 1 / Part 2 2005 - The Monster Show 2006 - The Arockalypse Part 1 / Part 2
passwords : bunalti.com
Ülke : Finlandiya Tür : Heavy Firma : Nuclear Blast Resmi Sitesi: http://www.lordi.org Elemanlar : Vokal: Lordi Klavye/ Vokal: Enary Bas Gitar/ Vokal: Kalma Bateri/ Vokal: Kita Gitar/ Vokal: Amen
Albümler
2002 - Get Heavy 2002 - Would You Love a Monsterman? 2003 - Devil Is A Loser 2004 - My Heaven Is Your Hell 2004 - The Monsterican Dream 2005 - The Monster Show 2006 - The Arockalypse
Grup Hakkında
Grup; yaratıcısı, beyni, şarkı sözü yazarı ve vokalisti Lordi (The Hulk of Hell) tarafından kuruldu.. Ortalıkta manyak gibi gezinen bu grubun diğer elemanları ise; Amen "The Living Dead" (gitar/vokal), Enary "Mistress Pain" (klavye/vokal), Kalma "Kalmageddon" (bas gitar/vokal) ve Kita "Jaws of Death" (bateri/vokal)..
Lordi'nin kuruluş hikayesi bundan on sene öncesine dayansa da grubun ilk albümünün çıkışı 2002 senesinin yazını buldu. "Would You Love a Monsterman?", Finlandiya'da kısa sürede hit olurken video, single, radyo gibi tüm listelerde hızla yükselmekteydi.. "Monsterman, grubu insanlara tanıtmak için en iyi yoldu. Çok basit ve etkili bir şarkıydı.." diyor Lordi.. Prodüktörlüğünü T.T. Oksala'nın, miksajını ise Kevin Shirley'in yaptığı ilk Lordi albümü "Get Heavy" 1 Kasım 2002'de gün ışığı gördü..
"Rock müzik oldukça ciddi ve sıkıcıydı. Biz rock'ı tekrar eğlenceli hale getirmek istedik. O yüzden baştan sona son sürat bir albüm yapmak istedik." Diye açıklıyor Lordi grubun manifestosunu..
"Biz her şeyden çok güçlü melodilere inanıyoruz. Eğer müziğimiz bazı insanlara 80'leri hatırlatıyorsa, bu grubun hard rock ve kendi eşsiz müziğinin karışımının sonucudur. Geçtiğimiz yıllarda güçlü melodiler rock müzikte oldukça eksikti. Belki grubu bir araya getiren de bu eksikliği giderme ihtiyacıydı. Bütün dünya Lordi'ye hazır olana kadar beklemek zorundayım.."
Dünyanın artık Lordi'ye hazır olması bir yana, dünya artık Lordi'nin ne yapacağını nefesini tutmuş bir halde bekliyordu. "Get Heavy" Finlandiya listelerinde ilk 5'teki yerini koruyup platin albüme doğru giderken "Devil Is a Loser" listelere bomba gibi düştü. Grup dünyadaki tepkileri değerlendirirken, bütün dünyanın Lordi'yi fark etmesi sadece an meselesiydi. Bir bilgenin de söylediği gibi, dünyada zamanlaması doğru bir fikirden güçlü hiçbir şey yoktu..
Lordi tamamen müzikten ibaret görünse de aslında grup için her şey müzik değildi. Lordi'nin sahne tecrübesi, inanılmaz ışık şovları ve sahnede görünen enstrümanlı canavarlar grubun kimliğini görsel olarak da ortaya koyuyordu..
"Sahnedeyken dekor, konsept ve grup öylesine bütünleşiyor ki.."
"Konsere sadece bir grubu dinlemeye gelmiyorsunuz, grubu görmeye geliyorsunuz. Öteki türlü oturun evde CD'nizi dinleyin.. Biz alandaki kalabalığı bir dakika bile sıkmamak için uğraşıyoruz. Her zaman görecek, duyacak, tecrübe edinecek bir şeyler vardır. Freddy Krueger'i elinde gitarla sahnede hayal edin, o zaman konsepti anlayacaksınız" diyor Lordi ve ekliyor; "Aslında bu benim her zaman izlemek istediğim sahne şovu.. Kendimi sahnede çalarken izleyemem ise büyük utanç.."
Kaynak:
http://metal.deliriyum.com/bands.php?bid=305
Posted at 09:49 pm by paladine
Permalink

1986 - Lies 1987 - Appetite For Destruction part I / part II 1988 - Silver Bullet Live At The Ritz part I / part II 1991 - Use Your Illusion 1 part I / part II 1991 - Use Your Illusion 2 part I / part II 1993 - The Spagetti Incident 1993 - Unplugged part I / part II 1999 - Live Era 87-93 part I / part II / part III / part IV 2004 - Greatest Hits part I / part II 2006 - Whenever it’s Done Bootleg 2007 - Chinese Democracy
Passwords : bunalti.com
Offical site http://www.gnronline.com/
80'lerin sonu ve 90'ların ortalarına doğru hard rock'ın dünyadaki en büyük temsilcisi olan grup. ilk olarak l.a. guns ve holywood rose gruplarından elemanların (tracii guns ve w. axl rose) bir araya gelmesi ile kurulmuştur. daha sonra grubun ilk kadrosu şu şekilde gelişti: w. axl rose (vokal), slash (gitar), izzy stradlin (gitar), duff mckagan(bas), steven adler(davul). 1986 yılında çıkardıkları ilk ep'lerinden sonra aynı yıl ilk albümleri appetite for destruction'ı piyasaya sürdüler. yaklaşık bir yıl sonra sweet child o'mine'ın klibinin mtv'de dönmeye başlamasıyla şansları döndü ve albüm single ile birlikte bir numaraya kadar yükseldi. artık en iyi gruplardan biriydiler. stadyum konserleri, ilk ona giren single'lar welcome to the jungle ve paradise city'den sonra ilk ep'leri ve 4 akustik kayıttan oluşan lies albümü geldi. sözleri ile çok ses getiren one in a million şarkısı halen popülerliğini korur. 90'ların başında yeni albüm kayıtlarına giren grup uyuşturucu sorunu yaşayan steven adler'ı kovarak yerine the cult'tan matt sorum'u alır, tuşları da dizzy reed'e teslim eder ve stüdyo çalışmalarına hız verir.
iki yıllık çalışmanın (bir yıl da gecikme) meyvesi iki albümlük bir rock şaheseri olarak karşımızdadır: use your illusion i ve ii. bu albümdeki rock havası eski tarzlarından farklıdır, ancak onlar artık rock yıldızıdır, ve sözleriyle, düzenlemeleriyle, vokalistleriyle, kullandıkları üflememiler ve orkestrasyonlarıyla, çektikleri klipleriyle garaj rockçısı imajından sıyrılmışlar ve özellikle de axl'ın şarkı sözleriyle sanat yaptıklarını ortaya koymuşlardır.
metallica'nın aynı yıl çıkan kara albümüyle neredeyse başabaş mücadele eden albüm, 92'de ortaya çıkan grunge akımı ve bu akımın lokomotifi nirvana'nın nevermind albümü ile bir anda inişe geçer. bu iniş, aynı zamanda guns n' roses'ın bütün imajının ve duruşunun da inişe geçmesidir. rock yine 3 kişiyle yapılmaktadır, yine garajlarda söylenmektedir. uzun süren dünya turnesinden sonra grup içinde çatışmalar baş göstermeye başlar. slash'in blues tabanlı hard rock çizgisini istemeyen axl daha farklı düşünmektedir. bu arada gruptan ayrılan izzy stradlin'in yerini gilby clarke alır.
takvimler 26 mayıs 1993'ü gösterdiği zaman, büyük ekonomik kriz öncesi ahmet san'ın iteklemeleriyle başlamış olan istanbul stadyum konserleri furyasının ikinci ayağı olarak (birincisi bryan adams idi) guns n' roses inönü stadını şereflendirir. get in the ring mother fxxxer round 11 world tour isimli turnede alt grubu olarak getirdiği brian may queen olarak gelemediklerine pişman olduğunu açıklarken biletlerde yazan soul asylum (runaway train'den hatırlarsınız) istanbul'a gelmez.
konserin bir sürprizi ise o dönemde rahatsız olan gilby clarke'ın yerine bir kaç konserlik izzy'nin eşlik etmesi ve bunun da istanbul'a denk gelmesidir.
1993 yılında çıkardıkları the spaghetti incident? ismini taşıyan ve baba punk gruplarının coverlarını içeren albüm pek ses getirmese de grubun soundunu özleyen için ilaç gibidir. sonrasında ise sessizlik dönemi başlar. 1999'da çıkan live era '87-'93 ve 2004'te çıkan best of'tan başka bir albüm çıkmaz.
1994'ten beri axl'ın üzerinde çalıştığı ve şimdiye kadar 13 milyon dolar harcanarak prodüksiyonu en pahalı olan piyasaya çıkmamış albüm sıfatını alan chinese democracy albümü ise axl'ın demeçlerine göre 2006'da çıkacak. yaprak dökümünün başladığı 90'ların ikinci yarısında grup tamamen dağılır. slash, duff ve matt tası tarağı toplar ve kendi başlarının çaresine bakarlar. slash slash's snakepit isimli bir albüm yayınlarken bunu duff'ın believe in me'si izler.
axl da boş durmaz. birçok stüdyo oturumunda birçok müzisyeni ağırlar. bunların arasında ninch inch nails'ten robin finck, primus'tan brian mantia, buckethead, paul huge gibi isimler vardır. uzun bir süre sonra 2002'de mtv video ödüllerinin kapanışında sahne alıp welcome to the jungle'ı söylerler. birçoğuna göre axl bitmiştir. artmış kilosu, ilerlemiş yaşı ve bozulmuş sesi ile kaybeden bir rockçıdır artık.
2002 yılında herkes creed veya nickelback gibi eski hard rock soundunda ama nedense biraz ruhu eksikmiş gibi görünen gruplarla idare etmeye çalışırken mutlu haber slash ve duff cephesinden gelir. davulda matt sorum ve aralarına aldıkları eski stone temple pilots vokalisti scott weiland ile velvet revolver'ı kurarlar ve ilk albümleri contraband ile paslanan kulakları açarlar. fall to pieces ile dikkatleri çeken ve turne yapan grup temmuz 2005'teki live 8 londra ayağında da sahne alır.
axl yine de yılmadan bugüne kadar geldi. internete sızan chinese democracy kayıtlarını boşverip albüm çalışmalarına devam etti. herkes onun artık yolun sonuna geldiğini düşünürken madison square garden konseri biletleri internette satışa sunulduktan onbeş dakika içinde tükeniyordu. web sitesinden takip edebildiğiniz gibi altına sebastian bach'ı da alarak dünya turnesine çıktı ve rock in rio, donnington gibi mekanlarda eski günleri anarcasına on binlerin önüne çıktı.
grubun yeni kadrosu artık şu şekilde: w. axl rose (vokal), dizzy reed (klavye), robin finck (gitar), ron thal (gitar),
richard fortus (gitar), brian mantia (davul), tommy stinson (bas), chris pitman (klavye)
diskografi:
1986 – live ?!*@ like a suicide 1987 – appettite for destruction 1988 – lies 1991 – use your illusion i 1991 – use your illusion ii 1993 – the spaghetti incident 1999 – live era '87-'93 2004 – greatest hits
biyografi icin vikartindur'a tesekkurler
Posted at 05:42 pm by paladine
Permalink

1989 - Bleach 1991 - Nevermind 1991 - Smells Like Teen Spirit [Single] 1992 - Come As You Are [Single] 1992 - Hormoaning 1992 - In Bloom [Single] 1992 - Incesticide 1992 - Lithium [Single] 1993 - All Apologies [Single] 1993 - Heart-Shaped Box [Single] 1993 - In Utero 1994 - The Very Best Of part I / part II 1994 - Unplugged in New York 1996 - From the Muddy Banks of the Whiskah 2002 - Nirvana 2004 - With The Lights Out 2005 - Silver Best Of The Box
Üyeleri: Gitar ve vokalde Kurt Cobain, bas gitarda Krist Novoselic ve bateride Dave Grohl. 1988 yılında çıkardığı ilk albümle (Bleach) sesini pek duyurmayan grup, 1991 yılında çıkardığı Nevermind albümü ile müzik dünyasında tam anlamıyla bir çığır açtı. 4/4'lük ritm kalıplarıyla, yalın fakat akılda yer tutan melodileriyle ve vurucu sözleriyle kendine özgün bir tarz oluşturan solist Kurt Cobain, aynı zamanda çalkantılı yaşamı ve uyuşturucu bağımlılığı ile de gündeme gelmiştir. Grunge adı verilen bu müzik tarzında hızlı bir tempo ve defalarca tekrarlanan nakarat bölümü en belirgin özellikler olarak karşımıza çıkar. Grunge bu yönüyle Punk müziği de andırır fakat Grunge ile Punk akımları temsil ettikleri kuşaklar ile birbirlerinden ayrılır.
NirvanaSahnedeki tavırlarıyla da ses getiren grubun en iyi bilinen özelliklerinden birisi de konser sonlarında pahalı gitarları paramparça etmeleridir.
Grubun köklerinde 1980 yılların ortasında müzik piyasalarının en önemli isimlerinden olan Melvins Mudhoney Pixies Sonic Youth'un izlerini görmek mümkün. Novoselic ve Cobain; yaşadıkları yer olan ve Seattle'a çok yakın bir kasaba olan Aberdeen'de 1985 yılında tanıştılar.
Müzikal çalışmalarının ilk somut örneği Stiff Woodies adıyla gerçekleşti. Bu ilk oluşumda Cobain bateri çalarken Novoselic'de bas çalıyordu. Grubun belli bir gitaristi ise yoktu. 1987 yılında grup adını Nirvana olarak değiştirdi; bu değişimle birlikte Cobain vokal ve gitara geçerken gruba Chad Channing'de baterist olarak eklendi. Bir süre sonra Seattle'da yer alan plak şirketlerinden biri, Sub Pop tarafından keşvedilen grup 1988 yılında ilk singleları Love Buzz/Big Cheese'i kaydetti. 1989 yılının Haziran ayında ise 600 Dolar'a kaydedilen ilk albümleri "Bleach" piyasaya çıktı. Bu albümün piyasaya çıkmasının ardından Portland ve Oregon'u kapsayan küçük bir turneye çıkan grubun solisti Kurt Cobain daha sonra eşi olacak Courtney Love'la da bu turne sırasında tanıştı. Turnenin ardından Washington çıkışlı bir grup olan Scream'in bateristi olan Dave Grohl 1990 yılının Eylül ayında Chad Channing'in yerine gruba girdi.
Kurt Cobain1991 Avrupa Turnesi boyunca Nirvana, Sonic Youth'un ön grubu oldu. Nirvana'nın büyük çıkışı ise 1991 yılında katıldıkları Reading Feastivali'nde gerçekleşti. Bu festival sırasında kaydedilen ve bir belgesel niteliği taşıyan, 1991: The Year Punk Broke'la birlikte grubun adı tüm dünyada duyuldu. 1991 yılı aynı zamanda; Nirvanamania akımının oluşma, Kurt Cobain'in ise fiziksel ve ruhsal sağlığının bozulma tarihi de oldu. Grup daha sonra Geffen Records'la anlaşma imzaladı ve asıl büyük başarıları olan 'Nevermind'ı 1991 yılının sonbaharında piyasaya çıkardı. 3 platin ödüle layık görülen ve dünya çapında 10 milyon kopya satan Nevermind'dan çıkan single "Smells Like Teen Spirit" ise MTV'nin sürekli yayınladığı kliplerden biri oldu.
Müzikal başarılarının yanı sıra maddi açıdan da oldukça iyi duruma gelmeye başlayan grubun solisti Kurt Cobain ise bütün bu bolluğun yanında içine kapanmayı ve kendi dünyasını yaratmayı tercih etti. Bu sırada 1992 yılının Şubat ayında Hole grubunun solisti olan Courtney Love'la Hawaii'de evlendi. 18 Ağustos'ta ise kızları Frances Bean dünyaya geldi. Nirvana'nın üçüncü stüdyo çalışmaları Kurt Cobain'in sağlık problemleri sebebiyle ertelenedi. Kronik mide sancılarından şikayetçi olan Cobain çok sık hastaneye kaldırılmaya başladı. 1992 yılında ise Geffen, Nirvana hayranlarının sabrını daha fazla zorlamamak için grubun B-Side'larından oluşan bir toplama albümü, 'Incesticide'ı piyasaya sürdü.
Nevermind albüm kapağı1993 yılının baharında grup tekrar stüdyoya girmek için hazırdı. Nevermind'ın ardından çıkartacakları bu yeni albüm için grup; Pixies, Breeders ve Jesus Lizard'ın da prodüktörlüğünü yapmış olan Steve Albini'yle çalışmayı tercih etti. Yeni albüm 'In Utero' 1993 yılının Eylül ayında piyasaya çıktı."In Utero"nun piyasaya çıkmasının ardından grup MTV için verdikleri Unplugged konserin de içinde bulunduğu ve Kuzey Amerika'yı kapsayan bir turneye çıktı.
1994 yılı Nisan ayında yüksek dozda uyuşturucu alarak intihar eden Kurt Cobain, ölümünün ardından pek çok soru işareti bırakmıştır. Cobain'in uyuşturucu bağımlılığı bir gerçek olsa da ölümünün ardından eşi Courtney Love'ı da kuşku ardında bırakan bazı komplo teorileri gündeme gelmiştir. Bunlardan en çok bilineni Cobain'in kanında bir insanı öldürmeye yetecek dozdan çok daha yüksek miktarda eroin bulunmasıdır. Cobain öldürücü dozun üç katı eroin ve pompalı tüfekle azına ateş edilmiş bir şekilde bulundu. Bunları kendi kendine yapmasının mümkün değildir. Bıraktığı veda mektubunun sonunda Country Love'un el yazısı ile yazılar yazıldığı bulunmuştur. Konu aydınlığa kavuşmuş değildir.
kaynak : http://tr.wikipedia.org/wiki/Nirvana_%28Grup%29
Posted at 05:26 pm by paladine
Permalink
|
 |
|
|
 |
|