 |
Thursday, September 21, 2006
1970 - Walk Alone/Daybreak (Single) 1971 - Eloy 1973 - Inside ( 1 ) / ( 2 ) 1974 - Floating ( 1 ) / ( 2 ) 1975 - Power And The Passion ( 1 ) / ( 2 ) 1976 - Dawn ( 1 ) / ( 2 ) 1977 - Ocean 1979 - Silent Cries & Mighty Echoes 1980 - Colors 1981 - Planets 1982 - Time To Turn 1984 - Metromania 1984 - Codename Wild Geese 1988 - Ra 1991 - Rarities 1992 - Destination ( 1 ) / ( 2 ) 1993 - Chronicles I ( 1 ) / ( 2 ) 1994 - Chronicles II ( 1 ) / ( 2 ) 1994 - The Best of Eloy Vol. 1 ( 1 ) / ( 2 ) 1994 - The Tides Return Forever 1995 - Childhood Memories (CD single) 1996 - The Best of Eloy Vol. 2 ( 1 ) / ( 2 ) 1998 - Ocean II - The Answer ( 1 ) / ( 2 ) 2003 - Timeless Passages ( 1 ) / ( 2 ) / ( 3 ) / ( 4 )
1973,1975,1976 album password : Eloy 1981 album password : http://maxx.bezzon.net 1982 album password : purgatory Eloy Biyografisi: Gitarist olan Frank Bornemann ve baterist Helmuth Drath, Lehtre'ye yakin bir Rock'n Roll klübünde tanışrlar. Helmuth Drath gece klübündeki Müzik yarismasi için Jüri üyeligi yapiyordu; gecenin kazanan grubu Frank Bornemann 'nin grubuydu. Ikili gece boyunca müzik konusurlar ve beraber müzik yapma fikrini ortaya çikarirlar. Üç ay içinde grubun kalan üyeleri de belli olmustur.Yakin dostlari vokalist ve klavyeci Erich Shriever, gitarist Manfred Wieczorke ve bas gitarist Wolfgang Stöcker'i de yanlarina katarak grubu olustururlar. Isim konusunda bir süre kararsiz kalmalarinin ardindan Frank Bornemann'nin israriyla ünlü Bilim Kurgu yazari H.G.Wells'in "The Time Machine" adli kitabinda bahsedilen insanoglunun 800.000 yil sonra kullandiklari zaman makinesinin ismi ve ayrica o insan toplugunun ismi olan ELOY'u grubun ismi olarak belirlerler. Grup ilk albümleri "ELOY"(1972) u piyasaya sürerler. Fakat bu albüm ticari bir basari elde edemez. Sound olarak Klasik Rock ezgileri tasiyan bu albümden sonra solist Erich Shriever gruptan ayrilir. Ayrica Frank Bornemann'ın vokal yapmadığı tek ELOY albümüdür. Bir yil aradan sonra "INSIDE" (1973) ü piyasaya sürerler. Frank Bornemann'in hüzünlü sesi,ingilizce aksani albüme çok gizemli bir hava vermistir. Frank Bornemann ile büyük fikir ayriligina düsen Helmuth Drath bu albümde yoktur ve yerine Rock tarihinin en iyi davulcularindan Fritz Randow geçmistir.Bu albümden sonra da normal bir hayat yasamak istedigini belirten basçilari Wolfgang Stöcker gruptan ayrilir. Albüm çok ses getirmistir ve Almanya'da ilk yurtdisinda konser veren grup olmustur ELOY. Amerikan radyolarinda yilin en iyi sound u olarak nitelendirilmistir INSIDE albümü. EMI etiketiyle çikan albümde 4 parça bulunur ve açilistaki 17 küsur dakikalik Land Of Nobody mükemmel bir sarkidir.. Album'de ELOY grubunun gerçek soundu hakkinda ipuçlari vardir. Ilerideki karanlık ve dumanlı album çalışmalarının resmen habercisi niteliğindedir.. Wolfgang Stöcker'in ayrilisiyla bosalan bas gitarist açigini daha önce birkaç grupta çalmis olan Luitjen Janssen ile kapayan grup; üçüncü albümleri FLOATING için stüdyoda çalismaya baslamislardi. ELOY grubunun kesinlikle kendine geldiğinin, soundlarının su yüzüne çıktığı albümdür.. POWER AND PASSION sadece ELOY 'un ilk konsept degil ayrica Almanya'da çikan ilk konsept albümdür; böylece grup Almanya'daki ilkler serisine önemli bir olgu daha eklemistir. Önceki albümleri INSIDE 8000, FLOATING ise 15000 kopya satmisti. Bu albüm ise çok yakinlarda 30000 sinirini asmistir. Albüm; babasi bilim adami olan Jamie adli karakterin uyusturucu aldiktan sonra ortaçag'a zamanda siçrama yaprak ziyaret etmesi ve o dönemdeki insanlara; toplumsal gelisimi anlatma çabalari seklinde kisca özetleyebiliriz; tabii bir de Jeanne ile tanisip asik olmasi var. POWER AND PASSION ardindan grup çesitlisebepler yüzünden dagilir.Frank Bornemann;"Ben grubu terk ettim yada grup beni terk etti. EMI Electrola ya gidip yanlizim dedim.Onlarda yeni grupla yeni kayit yapalim dediler." Bir sonraki albümün fikirleri kafasinda dolasirken yeni grup üyeleri aramaya basladi. 1974 yilindaki stüdyo kayitlari sirasinda bateri çalisindan büyülendigi gelmis geçmis en iyi bateristlerden oldugu tartisilmaz olan Jürgen Rosenthal'i gruba dahil etti. Ayrica Bas gitarci olarak gruba uzun yillar hizmet edecek Klaus-Peter Matziol ve aslen gitarist olan klavyeci Detlev Schmitchen de bulunan diger müzisyenlerdi. Bu grup elemanlariyla ELOY en parlak ve üretici dönemini yasar.. Ve DAWN(1976)..Özellikle yayli sazlardan olusan orkestranin Rock müzigiyle bu sekilde mükemmel bir uyumu nadir rastlaninlan bir olay. Senfonik Rock adina, yapilmis kült eserlerden biri olmasi bu albümün 150000 kopya satmasina sebep olmustur. Albümde Jürgen Rosenthal (Scorpions un eski bateristi)'in bateri çalis teknigi rock tarihinin en dikkat çekici örneklerindendir..Her grubun bir zirve albümü olduğu aşikar...Ve Eloy için de DAWN budur.. Daha sonra grup, Atlantis adasinin varolusunu ve trajedik yok olusunu mükemmel'e yakin bir sekilde anlatan konsept albüm OCEAN'i piyasaya çikardi. Albüm piyasaya çiktiginda 200000 satarak dönemin ünlü birçok grubunu geride birakmisti. Albümün kapagi Eric Von Daniken'in 1969'da yayinlanan "Yildizlara Dönüs" adli kitabindan alsinmistir fakat birkaç küçük ayrintisi degistirilmistir. Ocean sadece ELOY un degil, bütün bir progressive rock ekolünün en muhtesem albümlerinden biridir. Dört parçadan olusan albüm Atlantis'in kurulusunu, yükselisini, çürümesini ve batisini anlatir (Poseidon's Creation, Incarnation Of The Logos, Decay Of The Logos, Atlantis' Agony at June 5th 8498, 13 P.M. Gregorian Earthtime). Poseidon's Creation prog. rock tarihinin en konsantre girislerinden birisine sahiptir. Atlantis' Agony, albümün en uzun parçasidir ve Tanrilarin Atlantis'e nasil kizip batirdiklarini anlatir. Albüm Almanya'da çiktigi sene Queen, Genesis gibi devleri satislarda geride birakir. "LIVE" ELOY'un muhtesem dörtlüsüyle verdigi konserlerden olusan Live albümü 1978'de çikar, son 3 albümden parçalar içerir. Özellikle orjinali 15,5 dakika olan Atlantis' Agony'e yaptiklari 21 dakikalik yorum dinlemeye deger. Ayni tarzin devami niteliginde oldukça iyi bir konsept albüm olan SILENT CRIES AND MIGHTY ECHOES'u piyasaya çikardilar; albüm OCEAN'i bile geçmistir. Hersey grup için mükemmel giderken efsanevi baterist Jürgen Rosenthal ve klavyeci Detlev Schmitchen birkaç turne sonra gruptan ayrildilar. Gerçekten de çok konsantre bir Progresive Rock örnegidir.. Bornemann ve Klaus Peter onlari geri dönmeleri için ikna edemezler ve gruba 3 yeni müzisyen (Jim McGillveray, Hannes Folberth, Hannes Arkona) katilir. Yeni müzisyenlerle beraber Colours albümü kaydedilir. Bu albüm bir önceki Silent Cries'in karanligini ve zerafetini tasimayan gitar agirlikli daha sert ve kisa parçalardan olusan bir albümdür.Bu tarihten itibaren çikan ELOY albümlerinin pek bir basarisi yoktur. Frank Bornemann çok ugrassa da eski sound larini yakalayamaz. Bunun sebebi yeni jenerasyon müzisyenlerin daha sert müzik yapma istegidir.. Iki bölümden olusan bilim kurgu hikayesinin ilk bölümü olan; konsept albüm PLANETS'i piyasaya çikardilar. Bir önceki sound yapilarina da bagli kalarak olusturulan bu albümden sonra Ingiliz baterist Jim MCGillivray gruptan ayrildi. ELOY sound'unun Space-Metal'e geçeceginin ilk sinyallerinin verildigi PERFORMANCE'ı piyasaya çikardilar. Frank Bornemann 1977 yilinda büyük ses getiren OCEAN albümündeki enfes sözlerin kayip Ada (Belkide gezegen) Atlantis'le ilgili sorularin sordugunu ama cevaplarin verilmedigini öne sürerek cevap anlaminda bir albüm hazirliklarina baslar. Uzun ugraslardan sonra ELOY albümü OCEAN-II The Answer'i aralik ayinda piyasaya çikardı.. Sonrası malum..Eloy her ne kadar son dönemlerinde eski çizgisini kaybetmiş olsa da proressive/psychodelic rock'un öncülerindendir..
Posted at 02:50 pm by paladine
Permalink

1997 - When Daylight’s Gone 1998 - Underneath The Crescent Moon 1999 - As The Angels Reach The Beauty 2001 - Scourge Of Malice 2003 - Engraved In Black 2005 - (N)Utopia 2007 - Collateral Defect
Ülke : İtalya Tür : Black Firma : Nuclear Blast Resmi Sitesi: http://www.graveworm.de Elemanlar : Stefan Fiori: Vokal Lukas Flarer: Gitar Eric Righi: Gitar Harry Klenk: Bas Gitar Martin Innerbichler: Bateri Sabine Mair: Klavye
Graveworm 1992'de kuruldu. Diğer grupların aksine, müzik şirketlerine demo yollamak yerine yaşadıkları yer olan Brunico ve onun etrafında şovlar düzenleyip yıllarca keşfedilmeyi beklediler. Serenades Records şirketinin Brunico'da bir sahne şovlarını görüp mest olması üzerine amaçlarına ulaştılar ve şirketle bir anlaşma yaptılar. Sene 1997'ydi ve artık bir müzik şirketleri vardı. Hiç vakit kaybetmeden aynı sene "Demo 97" isimli demoyu çıkardılar. Bu demoda, sonraları ilk albümlerinde de yer alacak olan "Eternal Winds" ve "When The Sky Turns Black" gibi klasikler bulunuyordu. Demonun ilgi görmesi üzerine yine aynı sene "When Daylight's Gone" isimli ilk albümlerini çıkardılar. Albüm özellikle gotik metal camiasında büyük bir patlama yaptı ve tüm gözler grubun üzerine çevrildi. Bu başarı sayesinde Crematory, Therion, Lake of Tears gibi ünlü gruplarla turnelerde aynı sahneyi paylaştılar. Konserlerden döner dönmez 1998 senesinde "Underneath The Crescent Moon" MCD'sini çıkardılar. İçinde bir başka önemli parça "Awaiting The Shining" ve "Awake"in Sarah Jezebel Deva (C.O.F, Therion) tarafından seslendirilen klasik versiyonu bulunan bu çalışma grubun kariyerini güçlendirdi. Ardından "Awaiting The Shining" parçasına bir video klip çekildi. Klipte Serenades Records festivalinde grubun Haggard ve pek çok ünlü grupla beraber verdiği konser görüntüleri de yer alıyordu.
Artık adını duyurmayı başaran ve hızla yükselen Graveworm 1998'de Wacken Festival'de de yer aldı. Festival sonrası bir sonraki albümleri için şarkı yazmaya başladılar ve yeni albümleri "As The Angel Reached The Beauty" 1999 yılında Last Episode Records etiketiyle piyasaya çıktı. Albüm sonrası Mystic Circle, Stormlord ve Suidakra ile bir Almanya turnesi, Agathodaimon ve Siebenbürgen ile de bir Avrupa turnesine çıktılar.
2001 yılında "Scourge of Malice" albümünü çıkardılar. Brutal öğelerini en çok kullandıkları bu albüm Iron Maiden'ın "Fear of the Dark" parçasının coverını da içeriyordu. Bu albüm sonrasında da bir yığın turne ve festivale katıldılar. Çoğuna listebaşı çıktıkları bu festivallerin arasında Summer Breeze Festival 2001 ve İtalya'daki Badia Rocks (2002) da bulunuyordu. Last Episode Records ile anlaşması biten grup ünlü müzik şirketi Nuclear Blast Records ile anlaştı ve dördüncü albümleri için hemen kolları sıvadı.
Graveworm'un dördüncü albümü "Engraved In Black" 2003 yılında çıktı. Diğer albümlerine nazaran daha şiddetli ve güçlü olsa da albüm tipik Graveworm tarzını yine taşıyordu. Özellikle "Legions Unleashed" ve "Renaissance In Blood" albümün şimdiden klasikleşmiş parçaları olmuştu. Albümde yine bir cover bulunuyordu, bu sefer enteresan bir şekilde 80'lerin pop ekolü Pet Shop Boys'un "It's A Sin" parçasını coverlamışlardı. Beklenildiği gibi "Engraved In Blood" grubun hayranlarını fazlasıyla tatmin etmiş ve grubun bitmek bilmez yükselişine hayli yardımcı olmuştu.
Bu arada grubun yepyeni albümü yine Nuclear Blast Records etiketiyle geliyor. 2005 yılının Ocak ayında piyasaya çıkacağı açıklanan bu beşinci Graveworm albümünün adı "N(u)tobia" ve Graveworm bu yeni albümüyle de her zaman yaptığını yine yapacak gibi...
Posted at 02:46 pm by paladine
Permalink
Wednesday, September 13, 2006
Obituary - Slowly We Rot [1989]
Obituary - Cause Of Death [1990]
Obituary - The End Complete [1992]
Obituary - World Demise [1994]
Obituary - Back From The Dead [1997]
Obituary - Dead (Live) [1998]
Obituary - Anthology [2001]
2001 - Anthology (Best of Compilation) Part1 / Part2
Obituary - Frozen in Time [2005]
Obituary - Xecutioner's Return [2007]
Xecutioner adıyla 1984 yılında müzik hayatına başlayan Obituary death metal piyasasında her zaman saygı duyulan bir grup olma ünvanını korumuştur. Florida'nın güneşli topraklarından Death, Morbid Angel, Deicide gibi gruplarla beraber çıkan grup hiper-hızlı gitar riffleri, komplike kompozisyonları ve şiddetli vokaliyle türünün tüm özelliklerine uymuş, onu daha da ilerilere taşımıştır. Ve hiç bir zaman Şeytani lirikler yazma, imajlar yaratma tuzağına düşmemiştir.
1989 yılında ilk çıkış albümleri "Slowly We Rot"u çıkararak death metal için bir miltaşı yarattılar. RoadRunner Records etiketiyle çıkan albüm sounduyla büyük bir beğeni topladı. Bir sene sonra "Cause Of Death" albümü geldi ve kadroda değişiklikler yaşandı. Allen West'in yerine eski Death grubu gitaristi James Murphy, bas gitarist Daniel Tucker'in yerineyse Frank Watkins geçti. Bu yeni kadroyla 1992'de "The End Complete" albümünü çıkardılar. Grubun tüm yeteneğini konuşturduğu bu albüm onları kısa bir sürede zirveye taşıdı. Müzik firmaları RoadRunner Records'la beraber arka arkaya albümler çıkaran grubun 1994'te hayranlarına sunduğu çalışma "World Demise" oldu. Yeni şarkılar besteleyip çıkardıkları son albümün adıysa "Back From The Dead"di. 1997 senesinde çıkan bu albümle beraber Obiturary müziğinin gücünden asla taviz vermeyeceğini bir kez daha kanıtladı.
1998 yılında "Dead" isimli bir konser albümü de çıkan grubun 2001'de bir de "Anthlology" adında bir derleme albümü bulunuyor. Şu ana dek yarım milyon albüm satan ve 500'ün üzerinde konser veren death metal ustaları 1998'de grubu bitirdiklerini açıklamış ve efsaneyi bitirmişlerdi. Ama grup üyeleri 2004't sürpriz bir şekilde Obituary'i tekrar dirilttiklerini açıkladı hayranlarını sevince boğdu. Şimdi grubun 20 senenin ardından neler yapacağı merakla bekleniyor.
Posted at 04:41 am by paladine
Permalink

1983 - Sirens 1984 - The Dungeons Are Calling (EP) 1985 - Power of the Night 1986 - Fight for the Rock 1987 - Hall of the Mountain King 1989 - Gutter Ballet 1991 - Streets A Rock Opera 1993 - Edge of Thorns 1994 - Handful of Rain 1995 - Dead Winter Dead (Single) 1995 - Japan Live ‘94 (Live Album) 1998 - The Wake of Magellan 2001 - Poets and Madmen
Daha önceleri Metropolis ve Avatar isimlerini kullanan grup, 1983 yılında Florida'da kuruldu. Vokal ve klavyede John Olivia, gitarda Chris Olivia, davulda Steve Wacholz ve basta Keith Collins'den oluşan kadrosuyla Judas Priest, Black Sabbath ve Iron Maiden etkisinde bir müzikal çizgide yer alan Savatage, progresif metal'in en önemli temsilcilerinden biri oldu.
Bir süre sonra basa Johnny Lee Middleton geçti ve grup ilk albümü "Sirens"ı 1983'te piyasaya çıkardı. Bu arada küçük çaplı başarılar elde etti, ilk üç albümü "Sirens", "The Dungeons Are Calling" (1985) ve "Power of the Night" (1985) ile istediği çıkışı bir türlü yapamadı; power metal çizgisine yaklaşan tınısıyla dar bir çevrede tanındı. 1986'da çıkardığı "Fight for the Rock" ile daha melodik bir çizgiye kayan grup, başarı grafiğini yükseltmeyi de becerdi ve ardından gelen "Hall of the Mountain King" (1987) ile güçlü bir çıkış yapmayı başardı. Bu arada Chris Caffery ikinci gitarcı olarak gruba katıldı. 1990'da "Gutter Ballet"ı yaptı grup. "Hall of the Mountain King" ile progresif çizgisine doğru yönelen grup, artık iyice o çizgiye kaymıştı. 1991'de çıkardığı "Streets" ile rock opera tarzını da içeren, gitarların ön planda olduğu mükemmel bir çalışma kotaran Savatage, kariyerine son noktayı koydu. Albümün çıkışından kısa bir süre sonra gitarcı Chris Olivia bir trafik kazasında öldü ve grup dağıldı. Ancak bir süre sonra tekrar bir araya gelen Savatage, yola devam etme kararı aldı. Grubun yaptığı yeni albümler, eski günlerdeki başarıyı getirmese de kaliteli müzisyenlerle çalıştılar. Bu yüzden grubun kemikleşmiş hayran kitlesine yenilerini katılmadı. 2000 Nisanı'nda gitarcıları Al Pitrelli'nin Megadeth'e katılmasından sonra, vokalde Zachary Stevens, gitarda Chris Caffery, basta Johnny Lee Middleton, klavyede Jon Oliva ve davulda Jeff Plate'den oluşan kadrosu ile kariyerini sürdürüyor.
Mücadele ile geçen yıllar boyunca giderek daha fazla deneyim kazanan ve olgunlaşan Savatage, progresif rock, hard rock ve rock opera tarzında yoğunlaştı, orkestrasyonları, kayıt kalitesi, düzenlemeleri ve besteleriyle tarzının en önemli ve başarılı örneklerini verdi. Çoksesli uygulamalar açısından, sadece türdeşi grupları değil birçok farklı grubu etkiledi. Modern bir yönde ilerleyen rock'a, senfonik düşünceyi kazandırdı.
Posted at 04:22 am by paladine
Permalink
Posted at 04:11 am by paladine
Permalink

2000 - Darkness Inside 2000 - The Present Darkness 2000 - 2K(Demo) 2001 - Pass Out Of Existence 2003 - Army Of Me(Demo) 2003 - The Impossibility Of Reason 2004 - Reasoning The Impossible 2005 - Chimaira 2005 - Live In Cleveland 2007 - Resurrection Universal City CA
Pass: bunalti.com
New wave american heavy metal'in yaratcılarından olan Chimaira grubun adını taşıyan ve 9 Ağustosda çıkacak olan yeni albümlerinde ilk çıkardıkları 2 albümde oturtmaya çalıştıkları tarzlarının en olgun örneklerini taşıyor. İkinci albümleri "The Impossibilty Of Reason" ile isimlerini Amerika dışına da duyuran Chimaira, Metal müzik kavramı altındaki müzikal anlamda en acımasız gruplardan!
İşe ilk başladıkları yıllardan itibaren Slayer, Overkill, Slipknot, Hatebreed, Mudvayne, Soilwork gibi gruplara sürekli turne halinde olan ve bu turneler sırasında verdikleri konserlerdeki enerjik sahne performanslarıyla, bir anda Metal dergilerinin kapaklarına taşınmaya başlayan grup, şuanki popülerliklerini de Slipknot elemanlarının ve Slayer'dan Kerry King'in grup hakkında yaptığı övgü dolu sözlere de bağlayabilirler aslında. Chimaira henüz ismi duyulmamış bir grupken, Slipknot elemanlarının gittikleri radyo programlarında gruptan birkaç şarkı çalmaları ve Kerry King'in neredeyse bir yıl boyunca Chimaira t-shirt'ü ile dolaşması ve grubtan övgü dolu sözler ile bahsetmesi sayesinde Chimaira RoadRunner Records'un en güvendiği gruplardan biri konumuna yükseldi.
Posted at 04:09 am by paladine
Permalink
Satyricon - Dark Medieval Times[1993]
Satyricon - The Shadowthrone [1994]
Satyricon - Nemesis Divina [1996]
Satyricon - Rebel Extravaganza [1999]
Satyricon - Volcano [2002]
Satyricon - Now Diabolical [2006]
Cehennem Ateşinin Tanrıları
Black Metal'in ne anlama geldiğini hepimiz biliyoruz değil mi? İskandinav ülkelerinden pek sayıda grubun ait olduğu metal türü işte. Hani bu türe ait grup üyelerinin hepsinde ceset makyajı vardır, şeytan hakkında şarkılar söylerler, oksijen yerine ateş solurlar ve yataktan terslerinden kalktıkları günlerde kiliseleri yakıp insanları bıçaklayarak kurban ederler. Hepsi bu.
Şimdi bir daha düşünün. Satyricon bütün bu düşünceleri değiştirmek için burada çünkü. Grup, Norveç black metal camiasının karanlık kalbinde 15 yıl geçirdikten sonra, dünyanın çeşitli bölgelerindeki önemli müzik şirketleriyle anlaştı ve "Now, Diabolical" adındaki son albümleriyle black metalle ilgili önyargıları alaşağı etmeye geldi.
"Biz belki de black metalin ne anlama geldiğini anlatan beş kadar gruptan biriyiz" diye söze başlıyor pek çok enstrümanı da başarıyla çalan vokalist Sigurd 'Satyr' Wongraven. Uzun boyuyla ilk fırsatta birilerini dövebilecekmiş gibi duruyor Satyr karşımda. Londra'da lüks bir otelin lobisindeki koltuklardan birine oturmuş, elindeki Heineken'den bir yudum alırken herşeyi ama herşeyi görüp geçirmiş bir adamın bakışı var gözlerinde. "Black metalin sadece tek tip bir müzikten oluştuğuna dair büyük bir yanlış anlama var.
Halbuki mesela hiphopta olduğu gibi pek çok farklı stil var black metalde de. Buna seviniyorum. Celtic Frost gibi daha eski grupların hayranıyım. Mesela onların Morbid Tales ve In To The Pandemonium albümlerini dinlerseniz, her iki albümünde tamamen farklı soundlarda olduğunu görürsünüz. Ama bu iki albümde benim black metalle özdeşleştirdiğim duyguları yansıtıyorlar. 2006 yılında artık pek şeytan kalmadı."
Şeytan yok mu? Satyr'a yine Norveçli bir grup olan - hatta en black grup olan- Gorgoroth'un son röportajlarından birinde Black metali, Black metal yapan öğelerden birinin satanist felsefe / sözler olduğunu söylediklerini hatırlatıyorum. Şaşırmıyor: "Gorgoroth'a bakarsınız - ki iyi bir grup olduklarını düşünüyorum- yaptıklarının çoğu başka insanların fikirlerini yaptıklarına adapte etmek gibime geliyor. O söyledikleri de Euronymous'un daha önce söylediği birşeydi zaten."
Euronymous... Mayhem'in, Varg Vikernes tarafından 1993'te öldürülen gitaristi ve tüm Norveç black metal ortamını başlatmış olan insan... Satyr devam ediyor. "Euronymous ayrıca, King Diamond vokaliyle Mercyful Fate'in de satanist sözlerinden dolayı gerçek Black metal olduğunu söylemişti. Hatta Darkthrone'un death metal albümü Soulside Journey'e de satanist sözler içerdiği için Black metal demişti. Bütün bu kategorizasyon biraz aptalca." Evet hatırlıyorum. O zamanlar Euronymous'un Oslo'da Helvete (Cehennem) adında bir müzik dükkanı vardı ve Inner Circle'ın yani yanan kiliselerle Norveç'i cehenneme benzetmeye çalışan bir avuç metal grubu ve fanlarının ilgi odağı olmuştu bu dükkan.Satyr pek etkilenmişe benzemiyor. "O trendin sürmeyeceğini biliyordum. En akıl almaz olaylara tanık oldum. Caddedeki arabaları ateşe veren tipler vardı.
İki üç tanesi tutuklandıktan sonra bu olayların sona ereceğini biliyordum. Kendi kendime düşündüm, 'aynı düşünceleri paylaşıyorum diye bütün bunların bir parçası olmayı istiyor muyum yoksa kendi fikirlerime, felsefeme sahip olup onları yaşama biçimimle mi göstermek istiyorum?'. Inner Circle şaka değildi, sadece bir avuç ganster çoluk çocuk değildiler. Onlar inanılmaz yetenekli ve vizyon sahibi müzisyenlerdiler. Ama genç olmaları nedeniyle kendilerini bir şekilde dokunulmaz ve ölümsüz hissettiler ve 'şeytanın müziğini yapıyoruz, biz gerçeğiz, kiliseleri yerle bir edelim, yakalım' diye ortalıkta dolaşmaya başladılar. Açıkcası benim için de çok hoş bir deneyim değildi. Çünkü hiç bir suçum olmadığı halde polisin evimin önünde beklediği zamanlar bile oldu. Polis herkesin hayatını mahvetmeye çalışıyordu ve küçük bir grup olduğumuz için bunda hiç zorlanmıyordu."
An itibariyle Satyr ve davulcu Frost'tan oluşan Satyricon, popüler metal piyasasına girmeye çalışan ilk black metal grubu değil belki, ama bunu tam anlamıyla yapan ilk grup. "Now, Diabolical" tam bir canavar. Eğer bize güvenmiyorsanız, 2000'de Satyricon'u turnelerine dahil eden Pantera'dan Phil Anselmo'ya sorun. "O tur sadece, Phil Anselmo'nun cesareti sayesinde oldu. Grubun vokalisti olarak otoritesini kullandı ve bunu istiyorum dedi. Bana 'sizi canlı izlemedim, yapabilir misiniz' dedi ve ben de bunu bizden daha iyi kimsenin yapamayacağını garanti ederim dedim."
Bu deneyim Satyr'da izler bırakmış ve onu bir sonraki basamak için hazırlamış. "Altı yıl sonra bile o turneyi düşünüyorum, çünkü kariyerimin en eğitici günleriydi o günler. O altı hafta içinde o güne kadar yaptığımız tüm turnelerde öğrendiklerimden daha fazla şey öğrendim. Mesela büyük bir prodüksiyon takımının nasıl çalıştığını ve turneye çıkmanın nasıl kolaylıkla bir drama dönüşebileceğini. Hiç bir zaman hiç birşeyden korkan bir insan değildim zaten ama o turne bana seyirciye nasıl sahip olunacağını öğretti."
Satyr, birlikte Eibon adında bir yan projeleri olan Anselmo dahil olmak üzere çok az sayıda metal starına saygı duyduğunu söylüyor. Diğerleri arasında Metallica'nın da adı geçiyor. Metallica konusu da Satyr'a grubunun milyonlarca albüm sattığı takdirde hayranları tarafından piyasa olmakla suçlanıp suçlanıp suçlanmayacağı konusunda ne düşündüğünü sorduğumuzda açılıyor. "Some Kind Of Monster'ı gören pek çok insan gülerek 'bakın, terapistleri varmış, dave mustaine`de ağlıyor' dedi ama unuttukları şu ki Metallica'nın yaşantılarını sürdürmek için turneye çıkmalarına ve albüm yapmalarına gerek yok. Hayatlarının sonuna kadar harcayabilecekleri, hatta torunlarına yetebilecek kadar paraları var zaten. O zaman neden yaptılar? Büyük bir ihtimalle Metallica adlı oluşuma ve müziğe olan sevgilerinden. Onlara 'bu grup dağılmak üzere, tekrar komünikasyon kurabilmemiz için birşeyler yapmamız lazım' dediklerinden dolayı saygı duyuyorum. Hala Metallica diye bir grup olması için ellerinden geleni yaptılar bence. Bunları Lars'a da söyledim zaten"
Satyr ciddi bakan mavi gözleriyle öne doğru eğiliyor, piyasa olmakla ilgili sorumu yanıtlamaya hazırlanıyor. Yavaşça ve anlaşılır bir şekilde bir şekilde "Ne yaparsak yapalım, odak noktamızın hep Black metale olan sevgimiz olacağını sanıyorum. Yüzbinlerce albüm satsakta satmasakta, ufukta bize hep yol gösteren bir ışık olacak bence."
Posted at 04:04 am by paladine
Permalink
Tuesday, September 12, 2006
Lullacry - Sweet Desire [1999]
Lullacry - Be My God [2001]
Lullacry - Crucify My Heart [2003]
Lullacry - Fire Within [EP] [2004]
Lullacry - Vol. 4 [2005]
Ülke : Finlandiya Tür : Gothic Firma : Spinefarm Records Resmi Sitesi: http://www.lullacry.com/ Elemanlar : Vokal: Tanja Lainio Gitar: Sami Vauhkonen Gitar: Sauli Kivilahti Bas Gitar: Heavy Bateri: Jukka Outinen
Grup Hakkında
Finliler bu işi biliyor. Gothic – Heavy sound'a sahip Lullacry da Finlandiya'dan çıkan başka bir grup. Biraz geçmişlerine bakalım şimdi...
Daha önce Coarse adı altında Downwards isimli bir albüm çıkartan grup elemanları, vakti zamanında Suomi Finland Perkele toplama cd'sinde kendine yer bulmuştu. Daha sonra kadrodaki değişiklikler ile bir değişim geçiren grup, vokal arayışlarına aralarına kadın vokal Tanja'yı alarak noktayı koydu.
1998 yılının sonlarına doğru bir demo çıkartan grup (Weeper's Aeon), takip eden yıl içerisinde promosyon amaçlı 2 cd'ye imza attı (Sweet Desire ve Alone).
90'ların sonu Lullacry için çok iyi geçiyordu. Gitarda kurucu üyeler Sami Vauhkonen ve Sauli Kivilahti, vokalde Tanja, yeni baterist Jukka Outinen ve bas gitarda Heavy ile The Gathering'in altında performans sergileyen grup, piyasada kendisinden söz ettirmeye başladı. Özellikle Tuska Metal Festivali ve Nummirock Festival'indeki canlı performansları, izleyenlerin ağzını açık bıraktı diyebilirim. Verdikleri konserler ile isimlerini daha geniş kitlelere yayma imkanı bulan grup için, metal piyasasından gelecek eleştiriler daha önemliydi ve başta Finlandiya'lı müzik dergileri olmak üzere, piyasa takipçileri tarafından tam notla değerlendirildiler.
Bu konserlerden sonra Lullacry yerinde bir tercih ile akustik bazı performanslar sergiledi. Burada da olumlu eleştirler alan grup üyeleri, artık zamanıdır diyerek ilk albümün kayıtları için stüdyoya girdi. For Heart, Trust and Respect Studios firmasında kaydını gerçekleştirdikleri ilk albümleri olan Sweet Desire'ın tamamlanması 1999 yılının sonlarına doğru oldu. Albüme de ismini veren parça, çok satan Spinefarm Records firmasının toplama albümünde kendine yer buldu (Millenniumliitto).
Tarih 2000'i gösterdiğinde ise birçok Fin tv kanalında boy göstermeye başladılar. Bu popülaritelerini daha fazla arttırdı. Ulusal birçok radyo istasyonunda ve dergilerde de kendilerine yer buldular.
2000 yılının sonuna doğru Spinefarm Records firması ile bir anlaşma imzalayan Lullacry, yeni şirketinin adı altında ilk albümünü de aynı yıl içerisinde yayınladı: Be My God. 11 şarkıdan oluşan bu albüm için eleştirmenlerin de katıldığı şu yorumu yapmak pek mümkün: Kendini fark ettiren şarkı sözleri (HIM, Sentenced tarzında), Fin kokan modern, yenilikçi ve gothic etkileşimli bir heavy rock. Bu tanımdan yola çıkarak elbette Lullacry'ı aynı çizgiden ilerleyen gruplara bir alternatif olarak algılamamak lazım. Ozellikle Tanja'nın eşsiz vokali ile süslenmiş parçalardaki özgünlüğü ve atmosferi ilk dinleyişte yakalayabiliyor insan.
Emotional Rock severlerde büyük etki yaratabilecek bir sound'a sahip Lullacry. Özellikle Be My God, çok başarılı bir albüm.
Albümün tamamlanmasından sonra gruptan ayrılan Tanja'nın yerini yeni bir Tanja ile dolduran Lullacry'ın yeni vokalisti kendisini 'grubun gelişiminde ve atacağı adımlarda tamamlayıcı güç' olarak görüyor. Daha önceki tecrübeleri de zaten bunu kanıtlar nitelikte. Başta Lullacry hayranları olmak üzere, bekleyip göreceğiz.
Posted at 01:35 pm by paladine
Permalink
1992 - Utopia (Demo) 1995 - Nevermore 1996 - In Memory (Ep) 1996 - Politics Of Ecstasy 1999 - Dreaming Neon Black 2000 - Dead Heart In A Dead World 2000 - Believe In Nothing (Single) 2003 - Enemies Of Reality 2005 - This Godless Endeavor
password : bunalti.com

90'ların başlarında Seattle'da grunge akımı hızla yayılırken metalin de pabucu bir nevi dama atılıyordu. Bu sıralarda vokalist Warrel Dane, gitarist Jeff Loomis ve bas gitarist Kim Sheppard yeni kurdukları gruplarında geleneksel metal soundunu yaratıcı bir vizyonda sürdürmeyi seçtiler ve böylece Nevermore 1991 yılında kurulmuş oldu.
1992 yılında bir demo çıkaran grup için esas çalışmalar 1994 yılında, baterist Van Williams gruba katıldığında başladı. Ve kısa sürede prodüktör Neil Kernon'un dikkatini çekmeyi başarıp çıkış albümleri için anlaştılar. Century Media Records etiketiyle 1995 yılında çıkan kendi isimlerini verdikleri ilk albümleri, şirketin sağladığı olanaklar (Avrupa'da Blind Guardian, Amerika'da Death ile turneler vs.) ile birleşince Nevermore henüz ilk albümle adını duyurmayı başardı. Bu çıkışı iyi değerlendirmek isteyen grup bir sene sonra önce "In Memory" EP'sini, ardından da ikinci albümleri olan "The Politics Of Ecstasy"yi hazırladı. Bu albümle beraber grup, kusursuz tekniğiyle ve politik/felsefi lirikleriyle erişilemez bir tarza sahip olduğunu da kanutlamış oldu. Bu arada albüm sonrası gitarist Pat O'Brien Cannnibal Corpse'a geçip grubu terketti ve yeni gitarist olarak Forbidden grubunun üyesi Tim Calvert kadroya eklendi. Bu değişikle beraber Nevermore, 1999 yılında başyapıtları olan "Dreaming Neon Black" albümünü çıkardı. Artık resmen zirveye oturan grup aynı sene Iced Earth, Mercyful Fate, Arch Enemy gibi gruplarla Amerika'yı, Avrupa'yı, Avustralya'yı köşe bucak gezdi. Onlarca konser verip hayranlarının sayısını daha da arttırdı.
Grubun dinmek bilmeyen yoğun temposuna dayanamayan Tim Calvert 2000 yılında kadrodan ayrıldıktan sonra Nevermore dört kişi olarak yoluna devam etme kararı aldı ve dördüncü albüm olan "Dead Heart In A Dead World" piyasaya çıktı. 2000 senesi, grup için sadece kadro değil prodüksiyon olarak ta değişiklik getirmişti. Yeni prodüktörleri Andy Sheap (Machine Head, Testament) oldu ve grup çok geçmeden doğru kararı verdiklerini açıkladı.
Nevermore'un çıkardığı son albüm olan "Enemies of Reality" (2003) ise grubu hala zirvede tutmaya yardım etti. Yine Century Media Records etiketiyle çıkan albüm sonrası grup pek çok festivale, turneye katıldı ve albümü adeta duymayan, bilmeyen kalmadı. Bu arada gruba son iki senedir turnelerde eşlik eden Steve Smyth 2004 yılında kadroya resmen dahil oldu. Nevermore tekrar 5 kişiye yükseldi..
Şimdiyse herkes grubun hazırlamakta olduğu son albümü sabırsızlıkla bekliyor.
Posted at 02:38 am by paladine
Permalink
Saint Vitus – Saint Vitus [1984]
Saint Vitus - Hallow's Victim [1985]
1985 - Hallow’s Victim
Saint Vitus - Born Too Late [1986]
Saint Vitus - Mournful Cries [1988]
Saint Vitus – V [1989]
1990 - V
Saint Vitus - Heavier Than Thou [1991]
Saint Vitus - C.O.D [1992]
1993 - C.o.d. (children Of Doom)
Saint Vitus - Die Healing [1995]
U.S.A.'de 1979-1995 yılları arasında faaliyet göstermiş bir doom metal grubu. doom metalin öncülerinden olarak gösterilirler.
Posted at 02:35 am by paladine
Permalink
|
 |
|
|
 |
|