 |
Monday, September 04, 2006
Trail of Tears Discography
Trail of Tears - Disclosure In Red [1998]
Trail of Tears - Profoundemonium [2000]
Trail of Tears - A New Dimension Of Might [2002]
Trail Of Tears - Free Fall Into Fear [2005]
Trail Of Tears - Existentia [2007]
2007 - Existentia
Trail of Tears 1994'te Natt olarak müzik yaşamına başladı.Fakat 1997 yılı gelmeden grup Ales Vik yerine Helena Iren Michaelsen,davulcu Vidar Uleberg yerine Jonathan Perez,klavyede Rank Roald Hagen,basta Kjell Rune'la birlikte büyük bir değişime uğradı.Bu durum grubun müzikal anlamda da değişmesinde etkili oldu ve Trail of Tears böylece kurulmuş oldu.
When silence cries...,3 parçalık demo 1997 Mart/Nisan aylarında Jailhouse stüdyolarında kaydedildi.Kısa bir süre sonra,lead gitarist Michael Krumins gruptan ayrıldı ve yerine Runar Hansen geldi.Bu demo gruba birçok kontrat teklifi gelmesini sağladı ve 1998'in başında Hollanda şirketi olan DSFA Records'la 2 albümlük bir anlaşma yaptılar.Ve grup bir kez daha 1998 Kasımında çıkmış olan Disclosure In Red albümünün kaydı için Jailshouse stüdyolarına girdi.
Bunu, Tristania, The Sins of Thy Beloved, Siebenbürggen ve Antichrisis'da katıldığı yoğun bir Avrupa turu izledi.Fakat,bayan vokal Helena Iren Michaelsen'la olan uyuşmazlıklar daha sonraki turlarda da devam etti ve Profoundemoniumun albümünün bitimiyle grup elena'nın ayrılmasını istedi. 2000'in Mayısında Helena'ın yerini Catherine Paulsen aldı.
Trail of Tears, Dynamo Open Air(Hollanda), Wacken Open Air(Almanya),Eurorock(Belçika),Quart Festival(Norveç), ve Metal Dayz(Çek Cumhuriyeti) gibi festivallere çıkmakla birlikte sözler yazmaktan ve kaydetmekten de geri kalmadı.2001 yazında, Napalm Records'la 3 albümlük bir anlaşma imzaladılar ve bir sonraki yılın Şubat ayı ortasında Soundsuite stüdyolarına girdiler.Ve Produktör Terje Refsnes(Tristania,Sirenia)'la birlikte 9 parça kaydettiler
2003 gruba göre, Avrupayı yalnız dolaşacakları ve ilk kez Meksika'da turneye çıkacakları için çok hareketli bir yıl olmuştu. Grup Kjetil Nordhus'la(Green Carnation) birleşme kararı aldı,çünkü Catherine'le yolları ayırdıkları sırada Kjetil'in Tot'un son 3 kaydına büyük bir katkısı olmuştu.Geri kalan üyeler,Catherine'ın yerine birinin gelmemesini teklif ettiler ve bu da grubun müziğe karşı yaklaşımını değiştirdi.
Ve bu değişim dördüncü albümleri olan Free Fall Into Fear'a yansıdı.Albüm 2004 Kasımında Norveç'teki Dub stüdyolarında kaydedildi.Grup aynı zamanda Therion ve Tristania'la birlikte başarılı bir Avrupa turunu tamamladı.Ve 28 Şubat 2005'te de Free Fall Into Fear piyasaya sürüldü.
Kısaca yorum katmak gerekirse Trail Of Tears'ın Tristania'dan pek bir farkı olmayan bir grup. Driven through the ruins, Fragile emotional disorder, Released at last , When silence cries güzel parçalar. yine de bu grubun beni çok etkilediğini söyleyemem fakat şu an bayan vokal barındırmamaları beni sevindiriyor.
Albümleri: 1999, Disclosure In Red 2000, Profoundemonium 2002, A New Dimension Of Might 2005, Free Fall Into Fear
Vocals: Ronny Thorsen,Kjetil Nordhus Lead guitars: Runar Hansen Guitars: Terje Heiseldal Bass: Kjell Rune Hagen Synths: Frank Roald Hagen Drums: Jonathan Perez
Posted at 05:04 am by paladine
Permalink
Theatre of Tragedy Discography
Theatre of Tragedy - Theatre of Tragedy [1995]
Theatre of Tragedy - Velvet Darkness They Fear [1996]
Theatre of Tragedy - Der Tanz Der Schatten [1996]
Theatre of Tragedy - A Rose For The Dead [1997]
Theatre of Tragedy - Aegis[1998]
Theatre of Tragedy - Musique[2000]
Theatre of Tragedy - Assembly [2002]
Theatre Of Tragedy - Storm [2006]
SINGLES Theatre Of Tragedy - Cassandra[1998]
Theatre Of Tragedy - Imprespective[2000]
Theatre of Tragedy Biyografisi:
Aslında Theatre of Tragedy'i tanıtmaya pek lüzum yok. Çünkü onların haricinde gotik metalle rock müziği bu denli estetik bir şekilde sunan akılda kalıcı pek grup yok..
1993 yılından yılından beri var olan Theatre of Tragedy grubu kendi isimlerini taşıyan ilk albümünü Massacre Records etiketiyle 1995 yılında çıkardı. Henüz ilk albümleri olmasına rağmen bu çalışma gotik metal için bir dönüm noktası olarak görüldü. Özellikle "A Hamlet for a Slothful Vassal" kült bir klasik haline geldi. Bu albümle beraber grup kendi yeni stillerini tamamıyle yaratabilmişti. (Raymond J. Rohonyi'nin eski İngilizce diliyle yazdığı lirikleri de unutmamak gerek.) Onlar, eşi olmayan ve sonraları taklit edilecek bir grup olmayı başarmıştı.
İkinci albümleri "Velvet Darkness They Fear" 1996'da çıktı ve bu da gelmiş geçmiş en iyi gotik albümlerden biri olarak kabul edildi. Bu albümü (liste başı oldukları) turne ve konserler izledi.
98'de üçüncü albüm "Aégis" piyasa çıktı. Bu albümde grup kendi sınırlarını da aştı ve gerçek potensiyelini gösterdi. Theatre of Tragedy hayranları albümün alışık olmadıkları elektronik, daha sessiz sound'u ve Raymond'la Liv'in ilk kez düet yapması yüzünden başlarda biraz korksalar da zaman geçtikçe bu albümü de adeta bağırlarına bastılar. Hatta grubun hayran kitlesi bu albüm sayesinde daha da arttı. Albümdeki "Cassandra" parçası öyle beğenildi ki aynı sene sırf bu şarkı için bir EP çıkardılar. Almanya'nın ünlü dergisi Metal Hammer'in editörü Robert Müller bir keresinde şöyle demişti: "Theatre of Tragedy, bilinmez bir güzelliğe sahip bir düş serüveniyle kıyaslanabilecek bir müziktir: Hem zevkli, hem de dinamitle oynamak kadar tehlikeli.."
Grup müzik şirketlerini sahip oldukları potansiyel karşısında yetersiz bulup ünlü Nuclear Blast şirketiyle anlaştı. Yeni şirketleriyle çıkardıkları ilk albüm "Musique" (2000) klasik Theatre of Tragedy tarzıyla "Aégis" albümünde denedikleri elektronik öğelerin harika bir karışımıydı. Önceki albümlerine nazaran elektronik melodileri müziklerine daha iyi katabilmişlerdi ve böylece hakettikleri başarıya yine ulaştılar, hayran kitlelerini arttırdılar. Albümün hit parçası "Image"e çektikleri video klip hemen hemen tüm dünyada gösterildi. Ardından uzun bir Avrupa turuna çıktılar.
Theatre of Tragedy 2002'de çıkardığı yeni albümü "Assembly" ile yoluna tam gaz devam etti. Son yıllarda müziklerinde epey değişiklik yaşamalarına rağmen şarkıları hala buram buram Theatre of Tragedy kokuyordu. Yeni gitaristleri Vegard K. Thorsen ise albüme şüphesiz ki epey katkı sağladı. Prodüktörlüğü Hiili Hiilismaa (HIM, Apocalyptica, Moonspell) tarafından yapılan bu albümle grup tüm dünyaya becerilerini ve şarkı yazmadaki potensiyellerini bir kez daha gösterdi. Şu anda sahip oldukları sound, geçmişte yaptıklarıyla kıyaslanamasa da Theatre of Tragedy her zaman kendi eşsiz müziğini sürdürmeyi başardı.
Not [sir gawain]: Grubun belki de en çok tanınan ve en önemli üyesi bayan vokal Liv Kristine 2003'te grupla yollarını ayırdı. Onun yerine 2004'te Nell vokalist olarak gruba dahil oldu.
Kaynak : İnternet
Posted at 04:07 am by paladine
Permalink
Sunday, September 03, 2006
To Die For - All Eternity [1999]
To Die For - Epilogue [2001]
To Die For - Jaded [2003]
To Die For - IV [2005]
To/Die/For - Wounds Wide Open [2006]
Posted at 11:45 pm by paladine
Permalink
Friday, September 01, 2006
Penumbra - Emanate[1999]
Penumbra - The Last Bewitchment[2001]
Penumbra - Seclusion [2003]
1996 Grubun kuruluşu: "Penumbra" tamamen bir şans eseri olarak "Dorian"ın "Jarlaath"ın bir konser sırasında tanışmasıyla kuruldu. Bu ikili tanıştıktan hemen sonra metal müziğin genel ve özel felsefesi hakkında aynı fikirlere sahip olduklarını farkettiler. Piyasada bulunan grupların klasik müzik öğelerini yeterince kullanmadıklarını düşünüyorlardu. Ve sonuç olarak, soprano ve synthesizer ile birkaç provadanın ardından aranjmanlar ortaya çıktı. Vokalist "Jarlaath"da boş durmayıp obua çaldı. bu provalar gerçekten çok başarılı oldu ve ikili kısa bir tereddüt yaşadıktan sonra bulundukları gruplardan ayrılıp "Penumbra" projesine ilk adımı attılar. (İlk olarak grubun ismini "Imperatoria" olarak belirlemişlerdi) 1997_Demonun kaydı: "Imperatoria" 1996'daki ilk konserlerinin ardından dağıldı, ve dağılmasıyla tekrar toplanması bir oldu.gruba "Herr Rikk"in ve 3 müzisyenin katılmasıyla "Penumbra" kurulmuş oldu. ilk olarak, sadece metal gruplarının yer aldığı "St. Denis University Festival"de sahne aldılar. festivaldeki izleyiciler ummadığı bir performansla kaşılaştılar. bu sahne tecrübesinden kısa bir müddet sonra Fransa'nın tanınmış grubu "Misanthrope" ile beraber çalmaları için teklif geldi; bunun sonucu olarak ise kendilerine duyulan güvenin boşa çıkmayacağını kanıtladılar. Bu çalışmaların ardından "Penumbra"nın üyeleri anladı ki görsel öğeler gerçekten önemli. Bu yüzden bu çalışmaların, canlı performansların sonunu teatral efektler kullanarak, kostümler giyerek ve ışık efektleri vs. kullanarak getirdiler. bu performansın ardından demolarını piyasaya sürdüler. 1998_İlk albüm "Emanate"nin kaydı: '98 yazında ilk albümün kayıtlarına başlandı. "Benedicte" gruptan ayrıldı ve "Misanthrope"a katıldı. Onun yerini "Zoltan" klavyesiyle doldurdu. bu kayıtlar sırasında gruba 2 soprano ve bir bariton eşlik etti: "Meduda, Elise ve Aramis" 1999-2000: Paris, Pratteln ve Leipzig'de konserler: '98in başında "Nicolas"ın gruptan ayrılmasının ardından "Herr Rikk"in kardeşi "David" ve soprano "Sycllia" gruba katıldı. '99 başında ise "Herr Rikk" bateriyi terketti ve yerini "Hekchen" e bıraktı. Aynı zamanlarda gruba yeni basçı "Aldric" katıldı.Ve grup bir dizi konser organizasyonlarında yer aldı. "Boulogne, Paris, Orleans (Fransa) Pratteln İsveç" ve oradan da 9.su düzenlenen "Leipsig Festival" de boy gösterdiler. 2001_2. albüm "The Last Bewitchment"ın kaydı: 2001'in başında "Scyllia" gruptan ayrıldı. Bununla beraber "Hekchen ve Aldric"te gruptan ayrıldı. Nisan 2001'de "Garlic" bateriye ve "Agone" bas ve geri vokal olmak üzere gruba katıldı ve albüm kayıtları başladı. 2001 sonunda albüm kayıtları sona erdi ve soprano "Medusa" gruptan ayrıldı. 2002: 2002nin ilk çeyreğinde "Penumbra" yeni bir bayan vokalist buldu ("Kyrsten") ve gruba misafir vokalist olarak "Stephanie" katıldı. Bunun sonrasında Hollanda'lı grup "Within Temptation" ile Fransa turuna çıktılar. 2003_3. albüm Seclusion'un kaydı: bu albümde vokalist olarak yeniden "Anita" ile çalışıldı. bateriye ise "Arathelis" geçti. "Seclusion" albümünde gayda, flüt, ve bulgar melodilerini kullandılar. gruba, yine baritondan sopranoya 8 kişilik koro eşlik etti. "The Last Bewitchment" albümünde olduğu gibi bu albümde de bir melek ve bir ölümlü arasındaki hüzünlü aşk hikayelerinden bahsediliyor. Penumbra sıradan bir senfonik gotik metal grubu değil. klasik müzik öğeleri ve vokalleri gerçekten oturaklı ve yerli yerinde kullanılmış.şu ana kadar yazdığım tüm gruplar gibi mutlaka dinlenmesi gereken bir grup. her harddiske lazım şarkıları "Seclusion" albümünden "Enclosed" "Tragical memories" ve "Emanate" albümünden "Lycantrophe"
1999 - Emanate 2002 - The last Bewitchment 2003 - Seclusion
Vocals, oboe : Jarlaath V Vocals: Anita Covelli Guitars: Néo Bass: Agone Drums: Arathelis Keyboards: Zoltan
Posted at 03:49 pm by paladine
Permalink
1991 - Demo I 1992 - Demo II 1993 - Gorgoroth 1993 - Det Som Engang Var 1994 - Hvis Lyset Tar Oss 1995 - Aske 1996 - Filosofem 1997 - Dauði Baldrs 1999 - Hliðskjálf 2000 - Ragnarok (A New Beginning) 2002 - Anthology 2002 - Demon With 2002 - Filosefem Remastered : 1 / 2 2003 - Once Emperor 2005 - Draugen 2005 - The Tribute : 1 / 2
passwords : bunalti.com
Varg Vikernes 11 Şubat 1973 te saat 21:58 te Norveç'in Bergen şehrinde doğdu.Bir rivayete göre Varg, hamileliğin 6. ayının 6. gününün 6. saatinde doğmuştur.Bunun ne derece doğru olduğunu bilinmiyor. Asıl ismi Kristian'dır Fakat gerek düşünce yapısı, gerek mevkisi bakımından asıl ismini hiçbir zaman kullanmak istememiş ve Varg ismini kullanmıştır.Fakat bu kanuni bir isim değişikliği değildir ve bundan önce birçok farklı isim kullanmıştır. -Babası Irak'ta çalıştığı için Irak'ta kaldığı bir yıl sayılmazsa- Varg Bergen'de büyüdü.Gençliği süresince etrafındakilere hep Bergen'in ormanlarını,vahşi hayvanlarını,sert dağlarını sevdiğini anlatırdı ve aradan yıllar geçtikten sonra O'nu tanımak için yapılan bir röportajda; "Soğuk bir kış gecesinde ormanda tek başınıza yürüyün, işte o zaman 'O, gerçekten konuşuyor' sözüyle neyi kastettiğimi anlarsınız." şeklinde konuşmuştu. Diğer insanlar sadece ağaçlar ve kayaları görüyorken Varg,Troller ve gölgeler arasında dans eden elfleri hayal ediyordu.Varg'dan önce bu tür şeylerin hayalini kuran son Norveçli Theodor Kittelsen, bu tarz fantastik resimler çizmişti ve Varg'ın bu resimlerden bazılarını albüm kapağı olarak kullandığı söylenir.
Varg gençlik yıllarında iki arkadaşıyla birlikte Uruk-Hai isimli projesi üzerinde çalışmaya başladı fakat diğer iki elemanın bir kız için birbirine girmesi ve Varg'ın Old Funeral elemanlarıyla tanışması üzerine provalar durduruldu.Uruk-Hai, Tolkien'in orta dünyasındaki Sauron'un high-orc larına verilen isimdir (Oo'rok-High).Bunlar tipik Viking berserker ine benzerler.Varg niçin Uruk-Hai ismini seçtiğini "Tolkien; Sauron'u Odinn den esinlenerek yaratmış ve bu durumda Uruk-Hai de Odin'in hizmetkarlarına benzer.Uruk-Hai nin Gondor'a saldırması Vikinglerin Charlemagne'ın yönettiği hristiyan Fransa'ya saldırmasına, Uruk-Hai nin Rohan'a saldırması ise Vikinglerin hristiyan İngiltere'ye saldırmasına benzer.Fakat neticede Vikingler de Sauron ve orkları gibi kaybettiler." şeklinde açıklıyor. 80 li yılların sonunda Varg halen politik ve müzikal görüşünü şekillendirme aşamasındaydı.Satanel, Old Funeral gibi gruplarda çalmaya başladı, bunların gerçekten çok iyi müzisyenler olduklarını düşünüyordu fakat hiçbirisi hayal ettiği kadar zevk vermiyordu.Kendi müziğini yapmaya karar verdi ve başlamadan önce Tolkien'in kurduğu dünyadan etkilenerek yapacağı işin temellerini oluşturdu.90 ların başında kendi solo projesi BURZUM üzerinde çalışmaya başladı.Burzum kelimesi Ork dilinde ''karanlık'' anlamına geliyordu.Burzum gerek maddi olarak gerek düşünce olarak tüm sorumlulukları Varg'a ait olan bir projeydi.Bu sebeple müziğe sadece Varg'ın vizyonu ve kurduğu hassas denge yansıdı.
Burzum ve Pagan Hareketler İlk Burzum albümü 1992 yılında MAYHEM elemanı ve kurucusu Øystein Aarseth (Euronymous) in şirketi Deathlike Silence Production tarafından piyasaya sürüldü.Bundan sonra herşey birbirini takip etti ve Norveç'in en ünlü kiliseleri yakıldı, yerle bir edildi.
12. yüzyıldan beri ayakta duran (1883 te restore edilmiş), büyük bir kısmı tahtadan yapılmış, Norveç'in en çok saygı gören kilisesi Fantoft Kirke, 6 Haziran 1992 de "Norwegian Black Metal" sahnesi altında ortaya çıkan Neo-Pagan bir topluluk tarafından kundaklandı ve kilise tamamiyle yandı.Varg yanan kilisenin fotoğrafını "Kirke EP" albümüne kapak yaparak olayı ölümsüzleştirdi. Olaylara müzikal açıdan yaklaşarak hareketin militan kısmını yönetti.Buna rağmen Norveç polisi hiçbir zaman onun işlevi hakkında gerçek bir bilgiye sahip olmadı. Kilise kundaklamalarının ardındaki sembolizmi düşününce bunun Hristiyanlığa karşı açılmış bir savaş olduğu açıkça görülmektedir.Varg için ise bu sadece bir intikam davasıdır.Bundan yaklaşık bin yıl önce Norveç'te Hristiyanlar, kiliseler dışındaki tüm tapınaklara zarar vermişlerdi ve Paganları kazıklara bağlayarak yakmışlardı.Varg herzaman kendini Odin'in savaşçısı olarak gördüğü için Pagan dinlerin öcünü almak zorunda olduğunu hissetti.
1991 ve Ağustos 1993 arasındaki dönem Varg'ın deyimiyle Burzum'un "Altın Çağı"dır.Varg bu dönemde bütün albümler için gerekli müzikleri yaptı.Daudi Baldrs ve Hlidskjalf albümlerinin müziklerini ise Burzum'un unutulmuş gitar riffleri, synthleri ve şarkılarını tekrar gözden geçirip düzenleyerek hazırladı. Müziğinde ağır bir hava ve synth kullanan ilk grup Burzum'du fakat günümüzde bunları yapmayan black metal grubu sayısı yok denecek kadar az.Varg tamamen ambient olan ilk albümünü 1994 yılında tamamladı ve 1997 yılından itibaren Pagan-ambient i kendi tarzı olarak belirledi.Kendisini sürekli geliştirdi ve tarzından hiç ödün vermedi.
1993 yılında Mayhem "De Mysteriis Dom Sathanas" albümünün kayıtlarına girmeden önce Varg gruba bassçı olarak dahil oldu. Grupta olduğu sürece Count Grischnackh nickini kullandı.Varg ve Euronymous blackmetal sahnesinde en çok dikkat çeken iki kişi oldu.Euronymous müzikal olarak hep şeytani bir imaj yaratmaya çalıştı. Varg için ise şeytan geri plandaydı ve Norveç kültürüne bağlı kalarak Norveç mitolojisini konu edinmek istiyordu. Bu durum Varg ve Euronymous'u iki kutup haline getirdi.
Kilise kundaklama olayları ile ilgili Euronymous basının karşısına çıkarak "evet kiliseleri kundaklayan hristiyan karşıtı bir örgüt var ve bu tür olaylara devam edilecek" gibi bir açıklama yaparak uzun süredir faaliyetlerine gizli olarak devam eden Inner Circle örgütünü deşifre etmiş oldu.
Varg'ın Euronymous'u öldürme sebebi her zaman tartışma konusu oldu.Euronymous Varg'dan borç alarak piyasaya sürdüğü Burzum albümlerinin tamamını sattıktan sonra yaptığı kazançla daha çok albüm piyasaya sürmek yerine parayı kişisel borçlarını ödemek için kullandı.Varg'a bir röportajda O'nu para için mi öldürdüğü sorulduğu zaman; "Hayır onu kesinlikle para için öldürmedim.Zaten çok daha fazlasını kazanma imkanım vardı.Bu saçma bir dedikodu.Kazancı sadece 5100$ dı. Onu öldürmekle elime 5100$ geçmedi.'' Açıklamasını yapmıştı. Euronymous'un Varg'ın kız arkadaşına sarktığı için aralarının açık olduğu dedikoduları da vardı.Varg'a O'nu bir kız için mi öldürdüğü sorulduğunda ise; "Ortaya sürekli saçma sapan fikirler atılıyor. Kız arkadaşım ben Euronymous'u öldürene kadar böyle bir kişinin varlığından bile haberdar değildi.Çünkü kız arkadaşım metalci değildi ve açıkçası yaptığım şeylerle pek ilgilenmiyordu.Bildiğim kadarıyla Euronymous'un da arasıra birlikte olduğu kadınlar dışında hiç kız arkadaşı olmadı.Bu saçma bir yalan."
Varg'ın Açıklaması
Helvete'yi sırf annesi ve babası rahatsız olduğu için kapattığını söyledi ve akın akın gelen müşteriler kapıda kaldı.Şeytan imajına bürünmüş bir ana kuzusu.Ne kadar aptalca.De Mysteriis Dom Sathanas albümünün kayıtlarında benim hiç bir grup elemanıyla problemim yoktu ve birlikte çok eğleniyorduk fakat Hellhammer da dahil olmak üzere biz Euronymous'la birarada olmak istemiyorduk. Kayıtlarda artık O'nu öldürmemizi söyleyerek şakalar da yapmıştı.Metal camiasındaki Euronymous a olan soğukluk bir kaç ay daha devam etti ve daha fazla insan O'nun nasıl bir moron olduğunu anladı.Artık benden gerçekten nefret etmeye başlamıştı.O'na göre insanların O'na olan saygısını kaybetmesine ben sebep olmuşum.Bir bakıma da söylediklerinde haklıydı.O'na karşı olan fikirlerimi hiçbir zaman saklamadım ve insanlar da benim düşüncelerime katıldı.Artık metal sahnesinin 1 numaralı adamı değildi ve bunun da benim suçum olduğunu söylüyordu.Herkes asıl nedenin bu olduğunu, "asıl kişi" olmak için yarıştığımızı düşünüyordu.Bu Sadece Euronymous için önemliydi.Mayhem Trondheim'den Snorre W. yi gitarist olarak kadrosuna ekledi.Bergen'de kendi evini satın alıncaya kadar benimle birlikte kalmasına ve oturma odamda uyumasına izin verdim.Snorre kendi evini satın alıp taşındı. Artık evde tektim ve bu andan itibaren Euronymous benimle ilgili planlar kurmaya başladı.Beni öldürmek istiyordu.Ona göre tüm bu problemlere sebep olan bendim ve ben öldükten sonra ortada hiç bi sorun kalmayacaktı.Planlarını paylaştığı birkaç müzisyen bana O'nun planlarını açıkladı.Euronymous onlara güvendiği için herşeyi anlatmıştı fakat belli ki onlar benimle daha samimiymiş. Euronymous Snorre'u telefondan aradı ve O'na herşeyin normale dönmesi için benim ortadan kalmamın gerektiğini söyledi ve diğerlerine anlattığı planları Snorre a da anlattı.Euronymous bunları söylerken Snorre hepsini bana telefonda dinletti. Artık emindim çünkü sadece en yakın arkadaşlarına planlarını söylüyordu.Snorre la konuştuğu gün ondan bir mektup aldım. Mektup gayet olumluydu hatta arkadaşçaydı.Daha önceen katılmadığım bir anlaşmayı imzalamam için benimle buluşmak istediğini söylüyordu.Ancak planlarını uygulaması için beni ayarlamaya çalıştığını biliyordum.Arkadaşlarına da anlattığı gibi önce beni (bir silahla) bayıltacak, ellerimi ve ayaklarımı bağlayarak araba bagajına koyacaktı ve şehir dışında kırsal bir yerde beni bir ağaca bağlayarak ölene kadar bana işkence yapacaktı ve tüm bunları kameraya çekecekti. Bütün bunlar karşısında o kadar sinirlenmiştim ki. Bu herif kendini ne bok sanıyordu bilmiyorum.Oslo'ya gitmeye karar verdim.Kontratı O'nun eline vererek "siktir git" diyecektim.Bu şekilde ondan uzaklaşacaktım ve bir daha benimle iletişim kurmamasını sağlayacaktım.Herşey normale dönecekti.Ayrılmadan önce Snorre da Euronymous'a vereceği yeni gitar riffleri olduğu için benimle gelmek istedi.Saat 21:00 da Bergen'den ayrıldık,yolda arabayı sırayla sürdük ve 3:00-4:00 arası Oslo'ya ulaştık.Arka koltuğa geçerek kemerimi çıkardım ve Snorre'a onu güvenli bir yere koymasını rica ettim.Belinizde bir bıçak varken uyumak hiç te güvenli olmaz.Ulaştığımızda ben uyuyordum. Kapıya geldik ve zile bastım.Uyuyordu.Kim olduğumu sordu ve ismimi söyledim."Daha sonra gelemezmisin?" diye sorması üzerine sadece kontratı imzalayıp gideceğimi söledim ve beni içeri aldı.Bu sırada Snorre sigarasını yakmış, merdivenlerde beni bekliyordu.Euronymous beni sinirli bir şekilde kapıda karşıladı.Kontratı O'na verdim ve artık iyice sinirlenmişti.Bana kapının eşiğini göstererek gitmemi söyledi.O'na doğru bir adım atınca iyice panikledi. Hareketleri, duruşu, bakışı garipleşmişti ve karnıma bir tekme attı.O'nu kapıya ittim ve biraz sersemledi.Tekmesinden etkilenmemiştim ama o anki şartlar içinde bile yaptıkları bana komik gelmişti.Karşımdaki , gecenin yarısında kendisini Bruce-Lee zanneden bir kaçıktı.Kendini döşemeden mutfak tarafına doğru attı.Mutfaktan bir bıçak bulacağına emindim.Eğer bir bıçak alırsa benim de bir bıçak bulmam gerekecekti.Getirdiğim bıçak ise kemerimi arabada unuttuğum için yanımda değildi.Cebimde 8 cm uzunluğunda başka bir bıçak daha vardı.üzerine atladım ve eline bir bıçak geçirmeden onu 4 yerinden bıçaklayarak kontrol altına aldım.Fakat bu sefer de başka bir silah bulmak için yatak odasına yönelmişti.Bu silahın Dead'in kendini öldürdükten sonra polislerin aldığı ve Euronymous'un geçenlerde geri aldığı tüfek olduğuna düşünüyordum (evinde tüfek veya bayıltıcı silah bulundurmadığını sonradan öğrendim).Kavga etmek için peşine düştüm fakat beni şaşırtıp daireden kaçmaya başladı. Kavgayı başlatıp kaçması benim sinirimi bozmuştu.aşağıya indiğimde Snorre sigarasını bitirmiş, ilgisice etrafa bakıyordu.O sırada Euronymous yarı çıplak ve birkaç yeri kanayarak koşuyordu.Hayalet görmüş gibiydi.Komşularının zillerine basıyor,kapılara vuruyor,yardım istiyordu.Snorre halen merdivenlerde olayları izliyordu. O, bu olayların bir parçası mıydı,bana saldırcak mıydı bunu bilmiyordum.Olacakları görmemek için koşarak merdivenleri inmeye başladı ve yanımdan geçmesine izin verdim.Çok korkmuşa benziyordu. Euronymous'u bıçaklamaya başladım.Dizlerinin üstünde duruyordu ve "artık yeterli" diye bağırmaya başladı.O'nu bırakıyordum ama bana tekrar tekme atmaya çalıştı.Bıçağı son kez alnının ortasına soktum ve oraya saplanarak kaldı.Çıkarmaya çalıştığımda bedeni öne doğru düştü ve merdivende bir patates çuvalı gibi yuvarlandı.Zaten yaptığı gürültüyle tüm komşularını uyandırmıştı. Onu öldürdüğüm için kendimi hiç de kötü hissetmemiştim.Eğer O'nu canlı bıraksaydım hayatım üzerine yeni bir girişimde bulunmasına izin vermiş olurdum.
Hapis Dönemi
Geri dönüşte polis kontrol noktalarına yaklaşmamak için şehir dışından döndüler. Varg kanlı giysilerini göle fırlattı ve gölde yüzerek temizlendi.saat 11:00 civarı eve ulaştı ve 20 dakikalık bir uykudan sonra gazeteciler ve televizyon kanalları Euronymous'un ölümüyle ilgili konuşmak için onun evine gelmişlerdi.Ertesi gün gazetelerde; "Conut Grischnackh en iyi arkadaşı Euronymous'u kaybettiği için çok hüzünlü" gibi haberlere yer verildi.
Polis artık Varg'dan şüphelenmeye başlamıştı.Etrafındaki kişilere sürekli birşeyler sormaya başlamışlardı.Snorre olayın şokunu hala atlatamamıştı ve Snorre'un garip hareketleri, tedirginliği polislerin de dikkatini çekti.Günlerce O'nu sorguladılar ve Snorre artık dayanamayarak Euronymous'u Varg'ın öldürdüğünü ve kendisinin de olay anında orda olduğunu söyledi.Polis raporlarında Snorre'un çok hassas bir kişiliğe sahip olduğu da yazılmıştı.Varg bir gece kulübünde eğleniyordu ve kapıdan çıktığı anda O'nu tutukladılar.Bir hücreye attılar ve yatacak bir şey bile vermediler. Sorularına düzgün cevaplar vermediği için bir hafta boyunca hücresinin ışığını hiç söndürmediler.Varg artık iyice zayıf düşmüştü ama polislerin ellerinde Snorre un anlattıklarının dışında bir bilgi yoktu.Polisin elinde aynı gece Varg gölde temizlenirken Snorre'un benzin istasyonundaki güvenlik kameralarıyla çekilmiş tek başına yakıt doldurma görüntüleri vardı.Varg istese Snorre u suçlu duruma düşürüp hapise attırabilirdi fakat bunu yapmadı.Polis suçunu itiraf etmesi için cesetin üstünde parmak izlerinin bulunduğunu da söylüyordu fakat Varg cinayet esnasında eldiven kullanmıştı. Sonunda herşey açıklandı ve olay açıklığa kavuştu.Snorre tüm olanları polise açıkladığı için hiçbir ceza almayacağını düşünüyordu.Varg da mahkemede Snorre'un olanlarla bir ilgisi olmadığını, sadece yanlış zamanda yanlış yerde bulunduğunu söylediyse de Snorre hiç payı olmayan bir suç yüzünden 8 yıl hapis cezası aldı.Gazetelerde Varg'ın Euronymous'un yerine lider(?) olmak için onu öldürdüğü yazıyordu.Hatta Varg'ın durumundan istifade eden bir gazeteci onun sakallarını fare kuyruğuna,kız çocuğu örgüsüne benzetip alay etmişti.Metal camiasındaki (Mayhem elemanları ve Fenriz hariç) herkes gazetedeki güç yarışı teorisine inanıp Varg'dan nefret etmeye başlamıştı. Varg; "Norveç mahkemesi beni 'Akıl almayan bir güdü ile Euronymous'u öldürmek' le suçladı ve Norveçteki en ağır ceza olan 21 yıl hapis cezasına çarptırdı.Bundaki mantık nedir anlamadım.Ben sadece kendimi kurtarmak için onu öldürdüm.Mahkeme O'nu 23 yerinden bıçakladığımı ve vücudunu paramparça ettiğimi söylüyordu.Fakat son vuruşu yaptığımda öldüğünü zaten biliyordum.Mücadele esnasında kendisini cam kırıklarına atması,duvarlara çarpması ve öldükten sonra merdivenlerde yuvarlanması bedeninde bir çok yaraya sebep olmuştu ve hepsinden beni sorumlu tutuyorlardı." diyordu. Mahkeme sonunda yargıçların Varg vikernes'ın şeytana taptığını söylemesi üzerine Varg ne tanrıya ne de şeytana taptığını söyledi.Jürideki bir papaz ise İSA'nın yardımıyla Varg'ın içindeki şeytanın dışarı çıkarılabileceğini söylüyordu.Bu esnada Varg sadece olanlar karşısında gülüyordu. Mahkeme ve hapis cezası için "Bütün bu olanlara karşı sinirliyim ama bir gün tekrar özgür olacağımı ve tekrar en tepede olacağımı biliyorum ve onlar gibi olmadığım için şükrediyorum. Yaşadığım şeyler sayesinde çok derin tecrübeler kazandım. Tüm bu olanlar bir şişmanla bir aptalın kavgasına benziyor.Şişman olan sürekli kilo verecektir ama aptal olan daima aptal kalacaktır" yorumunu yaptı. Varg artık hapishanedeydi ve buranın şartlarına alışmıştı.Varg; ''Norveç'teki hapishane sistemi çok gelişmiş ve Dünya standartlarının oldukça üstünde.Geldiğimden beri hiçbir sorunla karşılaşmadım, herhangi birisi de beni rahatsız etmedi. Günün 23 saati tek kişilik hücremizdeyiz. Kalan 1 saatlik süreyi ise yemek veya ekmek almak için turlayarak geçiriyoruz.Ayrıca, haftada bir kez kütüphaneye gitme hakkımız ve Haftada bir de ailelerimizle görüşme hakkımız var. Ailemle ilişkilerim çok iyi fakat belli ki kızım beni hiç tanımıyor ve bana yaklaşmaktan çekiniyor.Karımı sormayın çünkü ben hiçbirzaman kızımın annesiyle evlenmedim.
Her hücrede televizyon var.Kendi hücremde bir bilgisayarım var ve programlamacılık üzerine çalışıyorum.'' Burzum'un metal sahnesinden niye çekildiği sorulduğu zaman ise Varg şöyle diyor ''Bunun için birçok sebep var. Hapishaneden 2 albüm çıkarabildim fakat açıkça söylüyorum ki zahmetine değmedi.Zaten şu anda Black Metal adı altında anılan bir çok grupla birlikte anılmak istemiyorum.'' Hapisteyken bir çok Blackmetal dinleyicisiyle tanıştı. Televizyonda haftalık bir metal ve SMS programı oluyordu. Bir keresinde bu programı izleyen bir arkadaşı onu çağırdı ve SMS lerde sürekli Burzum dan bahsedildiğini ve çalınmasını istendiğini söylemişti.Varg televizyonun karşısına geçmişti fakat şovu sunan kişi Burzum'un bir videoklibi olmadığını söylüyordu. Dinleyicilerin SMS'lerle Dunkelheit videosunu söylemesi üzerine şovmen bu klibin çoktan unutulduğunu söylemişti. Artık radyolar da televizyon kanalları da Burzum'u boykot etmişti. Televizyonda rock müziğin tarihçesi ile ilgili bir seri vardı ve Blackmetal e gelindiğinde sadece Mayhem, Satyricon ve Darkthrone dan bahsedilmişti. Immortal ve Burzum'un sözü bile açılmamıştı. Diğer bir yandan hiçbir şirket Burzum albümlerini Norveç'te piyasaya sürmek için anlaşmaya girmiyordu ve Norveç'teki dinleyiciler artık Cd leri yurtdışından almaya başlamıştı. Burzum'a karşı ülke çapında kesin bir propaganda vardı.Varg bu durum karşısında ; ''Kanayan yaralar iyileşmediği sürece ben hafızalardan silinmeyeceğim ve görülüyor ki halen kanayanlar var.'' diyor.
Kaçma Girişimleri ve Suç Defteri
2003 yılına gelindiğinde Varg hapishaneden kaçma girişiminde bulundu fakat bu başarısızlıkla sonuçlandı.Çaldığı arabayla kaçarken polislere yakalandı.Olayın videoları piyasada vir çok sitede var.Yakalandığı zaman yanında bir AG3 ve 700 tane mermi bulundu.Sorgulamalarda suç ortaklarının ismini hiç bir zaman vermedi. - 1 kişi öldürmek - 3 kilise yakmak - Evinde yüksek miktarda (150 kg) patlayıcı (dinamit) bulundurmak. suçlarının üstüne - Hapishaneden kaçma girişiminde bulunmak - Otomobil hırsızlığı - Yasa dışı silah taşımak suçları da eklendi ve hapis cezası 14 ay daha artırıldı. Varg hapisten çıktığında Norveç'in herhangi bir yerinde küçük bir çiftlik satın alıp orada yaşayacağını, bilgisayar programlamacılığı ve kitap çevirmenliği yaparak geçineceğini söylüyor.
Vikernes'in Müzik Anlayışı Hakkında Ben müzisyenlerin %99 luk kısmını oluşturanlar gibi para veya kadınlarla eğlenmek için müzik yapmıyorum.Ne parayla ne de ünle ilgileniyorum.Sadece sıkıcı bir dünyadan ve ışıktan uzaklaşmak için karanlık bir müzik yapıyorum.
kaynak : http://www.ayyas.com/biyografiler/11526-burzum/
Posted at 03:45 pm by paladine
Permalink
Estatic Fear - Somnium Obmutum [1996]
Estatic Fear - A Sombre Dance [1999]
Avusturyalı grup Estatic Fear 1994 yılında kuruldu.Geleneksel doom/gothic melodileri ile klasik melodileri kaynaştırmasını çok iyi bilen grup ,aşırı karamsar melankolik doom- metal ile orkestra düzenlemeleri ve ud gibi otantik enstrumanları birleştirme yollarlı,flüt ve akustik gitralar ile kesinlikle çok çekici hoş bir hal almıştır.
İkinci albümleri ile grup tamamen Matthias Kogler projesine dönüşmüştür.Bu albüm için bir çok müzisyen kiralanmış ve A Sombre Danse albümü çok özlü bir albüm olarak piyasaya çıkmasına çalışılmıştır. Grubun vokalleri death,black,clean,dişi ve piyano,flüt ve çello gibi ensturmanlardan oluşması tam manasıyla sek bir doom metal grubu değil birçok farklı tarzı harmanlamasını ve kaynaştırmasını bilen bir grup olarak ön plana çıkmıştır.Albümlerinin akustik ve atmosferik olmssı ise doom yanını vurgulamaktadır
Jürgen "Jay" Lalik – vocals Thomas Hirtenkauf – vocals Klaus Kogler – lute Bernhard Vath – cello Markus Pointner (of Spearhead) – drums Claudia Schöftner – vocals Franz Hageneder – flute
Posted at 02:41 am by paladine
Permalink

1992 - Diabolical Fullmoon Mysticism 1993 - Pure Holocaust 1994 - Live Zaandam (Bootleg) 1995 - Battles In The North 1997 - Blizzard Beasts 1999 - At The Heart Of Winter 2000 - Damned In Black 2002 - Sons Of Northern Darkness 1 / 2
Password : bunalti.com
Black metalin en tanınan ve en sevilen gruplarından biri olan Immortal, vokalde Abbath (Olve Eikemo) ve gitarda Demonaz (Harald Naevdal) tarafından 1990 yılında kuruldu. Amaçları sadece kaliteli black metal yapmak olan grubun ilk albümü "Diabolical FullMoon Mysticism" 1992 yılında Osmose Productions etiketiyle piyasaya çıktı. Bir sene sonra gelen "Pure Holocaust" albümüyle grup kariyerlerindeki çıkışa başladı ve kendi sound'larını yaratmış oldu. Özellikle grubun lideri Abbath'ın eşsiz vokali çok büyük beğeni topladı.
1995 yılında grup yeni albümleriyle Immortal sevenlerin karşısına çıktı. Grubun üçüncü albümü olan "Battles in the North" bir patlama yaptı ve grubun fan kitlesi sayısını epey katladı. İki sene sonra gelen dördüncü albümleri "Blizzard Beasts" çıktı. Demonaz bu albümden sonra kolundan bir sakatlık geçirdi. Her ne kadar çalmaya devam etmek istese de sağlığını düşünen grup elemanları tarafından zorla gruptan çıkarıldı. Böylece bu albüm Demonaz için bir son oldu.
Bir sonraki albüm "At the Heart of Winter"da grubun müziğinde değişimler yaşandığı görüldü. Immortal bu albümünde hızını biraz yavaşlattı ve melodilere ağırlık verdi. Müzikleri artık eskisi gibi olmasa da, grup bu albümünü de hayranlarına sevdirmeyi başardı.
2000 yılında Osmose Productions etiketiyle çıkan son albüm "Damned in Black" geldi. Bu albümden sonra bir müzik devi olan Nuclear Blast Records şirketiyle anlaştılar ve yeni şirketleriyle "Sons of Northern Darkness" albümünü 2002'de çıkardılar. Bu albüm, Immortal'ın eski albümlerini ve sahip oldukları yeni sesi eritip bunların karşımını sunuyordu. Ayrıca bu albümün liriklerinin tümünü, gruptan 1997'de ayrılan Demonaz yazdı. Immortal, "Sons of Northern Darkness"dan sonra çok kapsamlı bir turneye çıkıp hayranlarıyla buluştu.
Immortal hayranları için kötü haberse 2003'te geldi. Grup 13 yılın ve çıkardıkları 7 albümün ardından bazı kişisel sebepler yüzünden Immortal'ı sonlandırdıklarını duyurdu. Onları dünya çapında ünlü ve sevilen bir grup yapan hayranlarına sonsuz şükranlarını sundu...
Posted at 02:20 am by paladine
Permalink
Thursday, August 31, 2006
Epica - The Phantom Agony[2003]
Epica - We Will Take You With Us[2005]
Epica - Consign to Oblivion [2005]
Epica - Score: An Epic Journey [2005]
Epica - The Road To Paradiso [2006]
Epica - The Divine Conspiracy[2007]

The Divine Conspiracy
SİNGLES
Epica - Feint [2004]
Epica - Solitary Ground[2005]
Solitary Ground
password : bunalti.com
Epica Biyografisi:
Dünyanın dört bir yanını dolaşmak ve diğer kültürlerle tanışmak...Bunlar hem bir müzisyen hem bir insan olarak şarkıcı, şarkı sözü yazarı, besteci ve gitarist Mark Jansen'in başarısının temel kaynaklarının özetidir. Çevresindeki dünyaya duyduğu sınırsız ilginin en son kanıtı, son zamanlarda keşfedilen Hollandalı grup Epica'nın rengarenk ilk albümüdür.
Mark Jansen ve beraberindeki müzisyenleri, diğer kültürlere, özellikle de Arap kültürüne karşı derin bir ilgi besliyorlar. İnsanların birbirleriyle iletişimindeki o sıcaklık..Müzikleri de dünyanın bu sıcaklığın hissediliği kısmından geliyor. Epica'nın içinde birçok çeşitlilik barındıran müziği tam anlamıyla bunu yanısıtıyor..Aynı zamanda, dünyanın Güney Amerikayı da içine alan diğer kısımlarının etkileri de tarzlarını, kendilerini ifade eden bu ilk albümdeki şarkılarda bulurlar. Grup, müziklerine mümkün olduğu kadar çeşitli deneyim ve izlenim ekleyebilmek için, birçok gezinti yapmak niyetinde..
Başarılı Hollandalı grup After Forever'ın yaratıcı kanatlarından biri olarak geçirdiği kısa ve fırtınalı bir süreçten sonra, Mark Jansen kendini son olarak yine yeni bir başlangıç yapmaya zorlanmış gibi hissetti. Bunu sezdiği gün artık eski grubuyla bir gelecekleri olmadığını düşündü ve bu düşünce yeni bir meydan okuma, hesaplaşma şeklinde olgunlaştı..Görüşmeler yapıldı, yeni grup için seçmeler gerçekleştirildi ve grup için bir isim düşünüldü..Önceleri grup ismi olarak Sahara Dust kullanıldı, fakat 2003'ün ilk haftalarında bu isim, kesin bir şekilde Epica olarak değiştirildi. Embriyonik aşamada grup, Trail of Tears'ın solisti Norveçli şarkıcı Helena Michaelsen ile çalışsa da sonraları belirleyici seçim Hollandalı genç yetenek Simone Simons'dan yana oldu..Grup daha sonra, Coen Jansen (klavye), Ad Sluijter(gitar), Jeroen Simons(davul) ve her ikisi de Axamenta grubundan alınan Cassiopeia(bass) ve Yves Huts(bass) ile kalıcı üyelerine kavuşturuldu. İlk albüm ünlü yayıncı ve teknik sorumlu Sacha Paeth'in uzman rehberliği eşliğinde, Almanya'nın Wolsfburg kentinde, Gate Stüdyo'da kaydedildi. Materyaldeki çeşitlilik daha Cddeki ilk şarkıda kendisini gösteriyordu. Adyta; alışıldık şekilde hafifçe renklendirilmiş, Latince söylenmiş bir girişti.
Grup, klasik müzik eğitimi almış bir koro ile birlikte çalışıyordu; çünkü bu, müziğe ayrı bir renk katıyordu. Sekiz yaylıya teşekkürler: 3 viyolonsel, 2 keman, 2 çello ve bir ikili davul. En önemli konu, materyalin zirvesinde duran, klasik müzik eğitimi almış opera sanatçısı tarzıyla mezzo-soprano Simone Simons'dur.
Epica, karşıtlıkların düşkünü bir gruptur. Sert gitarlar, koroca söylemeye ve yaylı gruplarına karşı...Simone Simons'un harikulade yorumu keskin bir acı veren Mark Jansen'in hırıltılarına karşı..Bütün bu tarafları büyüleyici bir birlikteliğe kavuşturan şarkılardan biri "Sensorium"dur. Klasiğin ve aşırılığın bu birleşimi nadiren böyle inandırıcı olabilmiştir. The Phantom Agony'i yaparken grup çizgileriyle oldukça başarılıydı..Duyguları şarkı sözleri ve ezgilerin içine yerleştirmek ve sonrasında bunu dinleyiciye aktarmak Epica'nın bir tutkusuydu. Grubun dinleyiciye vermek istediği o duyguyu dinleyiciye tüm şiddetiyle ve karmaşıklığı ile yaşatmaktı;bunu ne kadar çok verebilirlerse, kendilerini o kadar başarılı buluyorlardı.
Şarkı isimleri, grubun altı üyesinin o etkiyi hedefleyerek yaptıkları katkılarla belirlendi. Şarkı sözlerini kendilerince algılamak kendilerince yorumlamak, dinleyicinin yalnız kendisini bağlayan bir konuydu. Bununla beraber The Phantom Agony şunu açıklığa kavuşturur ki Epica günümüz gerçeklerini görmezden gelen bir grup değildir. "Façade of Reality" Amerika Birleşik Devletlerine yapılan 11 Eylül saldırısının öncesi, sonrası ve bu süreçte değişenler hakkındadır..Bu nedenden ötürü, bu şarkı grup için de çok büyük anlam ifade eden bir şarkıdır..
Son olarak grubun ismi...Grup için önceleri bu, iki özel anlama sahipti. Her şeyden önce, bu isim, tüm grup üyelerinin sıkı hayranı oldukları grup Kamelot'a bir övgüydü. Epica, onların Cdlerinin birinin ismiydi..Buna ek olarak Epica, tüm gerekli, can alıcı soruların yanıtlarının bulunduğu bir evrendir. Şarkı sözlerinin genel yapısına fevkalade uyan bir anlam..Son zamanlarda buna bir başka anlam da katıldı. Öyle çok eski değil, yakın bir geçmişte Epica bir dinleti veriyordu. Her şey harika gidiyordu. İlerleyen zamanda, bir anda sahne ve seyirci arasında bir şey oldu. Dinletinin sonunda, seyirciler Epica'nın ismini haykırıp duruyordu: E-pi-ca...E-pi-ca...Bu isim kulağa mükemmel geliyordu..Orada ve ondan sonra, grup, Epica'nın doğru bir seçim olmuş olduğuna karar verdi.
Posted at 04:13 am by paladine
Permalink
Six Feet Under Discography
1995 - Haunted 1996 - Alive And Dead 1997 - Warpath 1999 - Maximum Violence 2000 - Graveyard Classics 2001 - True Carnage 2002 - Double Dead 2003 - Bringer Of Blood 2004 - Graveyard Classics 2 2005 - 13
2007 - Commandment
pass : bunalti.com
Floridalı karma Death Metal topluluğu Six Feet Under ın projesi 1993 yılında bilindik kişiler tarafından atıldı. Obituary gitaristi Allen West ve Cannibal Corpse vokalisti Chris Barnes tarafından kurulan gruba aynı sene basçı olarak Death ve Massacre grubundan tanınan Tery Butler ve davula da Greg Gall geçti. Chris Barnes daha önceki kariyerinde yazdıklarına göre biraz daha az vahşi lirikler yazıyordu. Bununla beraber grup liriklerinde politik konulara da değiniyordu.
Haunted adlı ilk albümlerini Metal Blade etkiketiyle 1995 te yayınladılar. Daha sonra çıkardıkları Warpath (1997) ve Maximum Violence (1999) gibi albümlerle yükselişe geçtiler. Maximum Violence albümü öncesi gitarist Allen West gruptan ayrıldı ve yerine Massacre grubundan Steve Swanson geçti. Grup Avrupa da ve özellikle Almanya da güçlü bir dinleyici kitlesine sahip olmuştur. 1999 yılı başlarında Criteria stüdyolarında kaydettikleri Maximum Violence albümü en çok satan 5 Death Metal albümünden biriydi. Maximum Violence grubun kariyerinde yaptığı en iyi albüm olarak gösterilmektedir.
Oldukça başarı sağlayan Maximum Violence dan sonra 2000 yılında Graveyard Classics isimli bir cover albümü yayınladılar. Albümde kimlerin parçasını söylememişti ki Six Feet Under...Grup Savatage den Holocaust, AC DC den TNT ve Jailbreak, Exodus dan Piranha, Accept den Son Of A Bitch, Sex Pistols dan Steping Stone, Angel Witch den Confused, Deep Purple dan Smoke On The Water, Venom dan In League With Satan, Iron Maiden dan Wratchild hatta Jimi Hendrix den Purple Haze ve birkaç meşhur parçayı daha bu albümde cover yapmıştır.
2001 yılında daha karanlık ve daha dinamik olarak nitelenebilecek bir albüm olan True Carnage, 2003 te de Bringer Of Blood gibi albümleri çıkardıktan sonra Double Dead isimli bir DVD piyasaya sunarlar ve onu takiben 2004 te tamamen efsane grup AC DC nin efsane albümü Back In Black coverlarından oluşan Graveyard Classic 2 albümünü çıkarırlar.
2005 yılındaki 13 isimli albümleri True Carnage ve Bringer Of Blood gibi albümlere göre daha hızlı tempoya sahipti. Örneğin Deathklaat, Wormfood, The Poison Hand ve The Art Of Headhunting gibi parçalar ön plana çıkan başarılı çalışmalardı. Six Feet Under orta tempolu klasik Death Metal yapısıyla kimi zaman olumlu kimi zaman olumsuz eleştiriler alabilmektedir. Ama kuşkusuz grubun harika tekniği, fan kitlesi Death Metal piyasasının en bilinen topluluklarından biri olmasını sağlamıştır.
Grup Üyeleri;
Chris Barnes 1993- Vocals Steve Swanson 1998- Guitars Terry Butler 1993- Bass Greg Gall 1993- Drums
Eski Üyeler;
Allen West 1993-1998 Guitars
Posted at 04:09 am by paladine
Permalink
Orphaned Land Discography
Orphaned Land - Sahara [1994]
Orphaned Land - El Nora Alila [1996]
Orphaned Land - Mabool [2004]
Orphaned Land - Ararat [EP][2005]
Orphaned Land Biyografisi: 1991'de Resurrection ismiyle grup ilk kurulduğunda, ilk esintiler de hissedilmeye başlandı. 1992'de grup, adını ORPHANED LAND olarak değiştirdi ve grubun müzikal yönelimi, çeşitli metal türlerini Orta Doğu kökleriyle birleştirmesiyle farklı bir yönde gelişti. Onların geleneksel tarzı, metal dünyasına taze bir hava getirdi. 1993'de, The Beloved's Cry (1999'da tekrar yayınlandı) isimli demo albümlerini kaydettikten sonra Fransız etiketi Holy Records ile anlaşmaları sürpriz olmadı. İlk iki albümleri Sahara (1994) ve El Norra Alila (1996), hayranları kadar medya tarafından da büyük ilgi gördü ve yeraltı metal dünyasının en iyi albümlerinden biri olarak kabul edildi.
Istanbul Gösterisi (2001) 1997'de, grup üyelerinin ülkelerinde yaşadıkları hayat zorlukları nedeniyle ORPHANED LAND uzun bir sessizliğe büründü. Onların rüyalarını ayakta tutmaya yardımcı olan şey, Arap ülkelerindeki hayran kitlesiydi. "ORPHANED LAND'in müziği Doğu ile Batı'nın, ışıkla karanlığın, Musevilik ile İslam'ın arasında bir köprü, bir uyumu yansıtıyor olabilir" diyordu Kobi. Tüm bu sessiz yılların ardından, grup üyeleri "Selden Önceki Sessizlik" isimli üç gösteriyle başlayarak tekrar eski günlere geri dönmek istiyordu. İlk gösteri Türkiye'de, İsrail'li ve Arap hayranlarla birlikte gerçekleştirildi.
Tel-Aviv Gösterisi (2002) İkinci gösteri Tel-Aviv'de gerçekleştirildi. Sonuncusu ise bir akustik gösteriydi. Bu gösteri kaydedildi ve Mabool albümü ile birlikte sunuldu. Mabool albümünde beş dil kullanıldı, İngilizce, İbranice, Arapça, Yemen ve Gibberish (ORPHANED LAND tarafından oluşturulmuş bir dil) formunda sunulan Latince. Bu şarkı sözleri kadın ve erkek vokaller tarafından, oryental unsurlarla beraber klasik şekilde söylendi. Beş grup üyesinin haricinde, 30'dan fazla konuk, albümde yer aldı. Aralarında 10'dan fazla çalgı çalan bir perküsyonist de vardı. Ayrıca, ud, saz ve buzuki gibi geleneksel çalgılar, keman, çello, piyano, klasik ve akustik gitarlar ile beraber kullanıldı. "Bizim müzik tarzımız progressive metalden black metale kadar tüm metal müzik türlerinin karışımıdır. Genellikle ben buna Ortadoğu metal müziği olarak adlandırıyorum" diyor Kobi. Onların müziksel etkilenimleri sorulduğunda, Kobi, Mabool'un alışılmadık kaydından bahsediyor: "Hint müziklerinden Jaz müziğe kadar, bütün müziklerden etkilendik. Ben Hint sokaklarında müzisyenlerle kayıtlar yaptım."
Kayıt Günleri (2003) Mabool'un resmi kaydı, 2003 yılının Temmuz ve Ekim ayları arasında, davul, piyano, çello, keman kayıtları için Zaza Stüdyosu'nda ve bazı çalgıların karıştırılması (ek mühendis olarak çalışan Simon Vinestock tarafından gerçekleştirildi) işlemi ise Bardo Stüdyosu'nda gerçekleştirildi. "Halo Dies" şarkısında, ORPHANED LAND'in deneysel ve ilerici tarafı, şarkının ortasındaki çok ritimli gürültü etkileri ile görülebilir.
Yeni Hikayenin Başlangıcı Albümün şarkı sözleri müzikleri gibi karmaşıktır: Mabool (= Sel) - The Story Of The Three Sons Of Seven (= Kahramanlar), bir düşünce albümüdür. Her şarkı bu düşüncenin bir parçasını yansıtır. Hikaye üç kahramanın doğumuyla başlar, sonra tümünün macerasını anlatır ve sonunda günahkar Öksüz Toprağı kaplayan ve herşeyi yıkan bir sel ile son bulur. Bu üç kahraman Yılan, Kartal ve Aslan (albümün sanat çalışması olan üçgenin içinde tümünün simgesi yer almaktadır) Yedi'nin üç oğlu olarak tanımlanmıştır. Onlar üç büyük tektanrılı dinin (Musevilik, Hristiyanlık ve İslam) oğullarıdır ve bugünün gerçeğinde olan inançlar savaşına rağmen daha fazla kan akmasını engelleyen kahramanlardır. Ne yazık ki onların görevi başarısızlıkla sonuçlanır ve bir sel onları yok eder.
Posted at 04:05 am by paladine
Permalink
|
 |
|
|
 |
|